Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

CUMHURİYET VE TÜRK DENİZCİLİĞİ  Dr. Nejat Tarakçı Deniz Tarihçisi

CUMHURİYET VE TÜRK DENİZCİLİĞİ Dr. Nejat Tarakçı Deniz Tarihçisi

Tarih 02 Ekim 2014, 10:46 Editör Osman Akbaşa

Denizden beslenmeyen hiç bir faaliyet başarıya ulaşamaz. Tarih boyunca savaşı denizden besleyebilenler zafere ulaşmışlardır.

Giriş

Denizden beslenmeyen hiç bir faaliyet başarıya ulaşamaz. Tarih boyunca savaşı denizden besleyebilenler zafere ulaşmışlardır.  İstiklal Savaşı’mızın kazanılmasında da aynısı olmuştur. Sivil asker Türk denizcileri fedakârlık ve kahramanlıkları ile zafere çok önemli katkıda bulunmuşlardır. Atatürk'ünGözüm Sakarya'da, Dumlupınar'da kulağım İnebolu’da... sözü denizden gelecek lojistik desteğin önemini göstermektedir. Bu hizmet o kadar değerliydi ki, savaş sonunda cephede çarpışanlar kadar, bu hizmette görev alan ve görevini başarıyla yapan kaptanlar da İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmişlerdir. Çok sayıda deniz subayı arasında, ticaret kaptanları da vardı. Lojistik destek yanında, Kuvayı Milliye gemileri nadiren de olsa başarılı taarruz faaliyetleri de yaptılar. Üsteğmen Necati Özdeniz komutasındaki hücumbot, Enosis adlı Yunan ticaret gemisini ele geçirdi. Enosis gemisinde devlet bütçesini etkileyecek güçte altın külçesiyle mücevher bulunmuştur.

 

Cumhuriyet Donanması

Yeni devletin neredeyse olmayan donanmasının ilk resmi faaliyeti Ege’deki iki adanın teslim alınması idi. 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması gereğince İmroz (Gökçeada) ve Tenedos (Bozcaada) adalarının teslim alınması gerekiyordu. İki gambot, Gökçeada ve Bozcaada kaymakamları ile idari personelini Eylül ayı sonlarına doğru bu adalara ulaştırdı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Türkiye Cumhuriyetinin donanması hurda denilecek bir durumda, Haliç’te bulunuyordu. Yavuz gemimiz ise üç kocaman yarası ile Tuzla’da idi.  İçlerinde yalnız, okul gemisi olarak görev yapmakta olan Hamidiye kruvazörü ile Ertuğrul yatı seyre çıkamaz, fakat az da olsa kullanılabilir olarak korunmuştu. Cumhuriyet’in ilanını kutlama maksadıyla selamlık atış emri geldiğinde 101 pare atışın yarısı Hamidiye, yarısı da Ertuğrul gemisi tarafından yapılabildi. Daha sonra, Hamidiye, yeni Cumhuriyetin adını denizlerde göstermek amacıyla seyre hazırlandı. Eski zırhlılardan İclaliye’nin direkleri ile Muin-i Zafer korvetinin köprüstü Hamidiye’ye takıldı. Gemi bin bir zorlukla seyre hazırlanabildi. Hamidiye’nin 250 askeri eksikti. Gemi haliçten çıkmadan bir gün önce askerler geldi. Sırtlarında resmi elbise yoktu. Haliç’ten çıkan gemi, Dolmabahçe yerine, Büyük Ada açıklarına demirlemişti. Burada gözden uzak bir şekilde askerlerin resmi elbiseleri giydirilmiş, ilk askerlik eğitimleri yaptırılmış ve bir hafta sonra Dolmabahçe önüne demirlenmiştir.

 

Atatürk ve Deniz Politikası

Yüce Atatürk, denizin ne kadar önemli olduğunu Çanakkale Savaşı sırasında anlamıştı.  Bunu Çanakkale Savaşlarından hemen sonraya ait ifadesinde vurgulamıştı: Biz Çanakkale’de İstanbul’u kurtardık. Ama karşımızda denizlere hâkim olmanın sağladığı üstünlükle, manevra kabiliyetini daima elinde bulunduran ve bundan geniş ölçüde faydalanan bir düşman vardı.  Keza Alman tarihçisi E. Jöckh’e verdiği şu demeçte de: Boğazları ve Çanakkale’yi tıkamakla Rusları Karadeniz’e kapatmış oldum ve eninde sonunda çökmeye mahkûm ettim. Ama biz de, Kızıldeniz’in ve Hint Okyanusu’nun eteğinde olduğumuz halde, aynı nedenden ötürü çökmeye mahkûmuz. Herhangi bir okyanusa açılamıyoruz. Deniz Kuvvetlerinin yardımından yoksun olan bir kara kuvveti olarak, yarımadamızı, kendi kara kuvvetlerini çekinmeden getirecek bir düşmana karşı hiç bir zaman savunamayız.

Atatürk’ün etrafında gerek deniz hukuku, gerek deniz stratejisi ve diğer deniz konularında bilgi verecek, analiz yapacak bir danışman yoktu. Bu yeni Cumhuriyetin en zayıf yönlerinden biriydi. Bu sıkıntı Lozan görüşmelerinde de yaşanmıştı. Deniz Kuvvetlerini kara ordusunun bir parçası gibi görme hastalığı yeni Cumhuriyete de aynen sirayet etmişti. Genelkurmay Başkanı F. Çakmak, donanmayı Bursa’daki Kolordunun emrine verip Marmara dışına çıkmasını yasaklamıştı. Ayrıca Donanmaya sadece denizaltı ve hücumbotun yeterli olacağını savunuyordu. Nitekim dışarıdan alınan ilk gemiler, Birinci ve İkinci İnönü adı verilen iki denizaltı gemisi olmuştu. Türk denizcileri, bunun ne denli yanlış olduğunu Atatürk’e anlatma fırsatını, Atatürk ve beraberindeki heyetin 11-21 Eylül 1924 tarihleri arasında Karadeniz seyahati sırasında buldular. Hamidiye gemisi ile yapılan bu seyahat esnasında Atatürk, deniz kuvvetleri mensuplarını daha iyi tanıdı, fikir alışverişi yaptı, onların istek ve değerlendirmelerini birini ağızdan dinledi ve denizcilerin görev bilincini yakından gördü. Bu seyahat, Türk denizciliği için bir dönüm noktası oldu. Ayrılırken Hamidiye’nin hatıra defterine şunları yazdı:  Hamidiye kruvazörü eskiden hatıra kalan, donanma içinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin denizlerde faaliyet geçen ilk gemisi oldu. Beş seneden beri özlediğim deniz hayatını bana yaşatan bu gemi oldu. Türk donanmasını bu gemide ve ona refakat eden Peyk-i Şevket torpido kruvazöründe tanıdım. Temas ettiğim, ruhu genç, fikri genç bu gelecek komutan ve subayları izde bahriyemiz için güçlü umutlar uyandırdı. Bu kıymetli, çok arzulu heyeti, hatıralarla dolu bu gemi içinde bırakmakla yetinilemez. Onları, uygun ve hak ettikleri kadar gelişime ulaştırabilmek için bugünün gereklerine kavuşturmak lazımdır...

Nitekim Atatürk hemen harekete geçmiş ve 2 Kasım 1924 günü Meclis’in açılışında yaptığı konuşmada bahriyenin modernize edilmesinin gereğini vurgulamıştır. Ve 30 Aralık 1924’te Bahriye Bakanlığı kurulmuştur. İlk bakan Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı emekli kara Binbaşı İhsan Yavuzer olmuştur. Başta F. Çakmak ve ordu komutanları olmak üzere birçok kişi buna karşı çıkmıştır. Bahriye Bakanlığı üç yıl sonra lağvedildi. Buna rağmen ilk ve son bakan İhsan Bey, ideolojik ve doktriner anlamda önemli gelişmeler sağladı. 2 kruvazör, 2 denizaltı, 2 torpido kruvazörü ve 3 küçük muhripten kurulu ilk donanma bu dönemde denize çıkarak savaş eğitimine başlamıştır. Ayrıca Yavuz gemisinin onarım kararı alınmıştır. Yavuz gemisinin onarımının 1928 yılına kadar geciktirilmesi, Türk Genelkurmayının denizcilik vizyonunun ne kadar körleşmiş olduğunun açık bir göstergesidir. Bunu ancak denizci bir devlet anlayabilirdi. Enosis politikasından vazgeçmemiş Yunanistan’ın Savunma Bakanı Kiryako: Türkler, Yavuz’u onarırlarsa bizim donanmamız kuvvetsiz kalır. Eğer şimdiden aklımızı başımıza alıp da Yavuz’un karşısına aynı kudrette bir donanma çıkaramazsak, sonradan bunun parasını, çıkacak bir savaşta Türkler’e veririz, şeklinde konuşmuştur.

Dünyanın İlk Seyyar Sergisi

Atatürk, ülkenin kültür ve ekonomisinin yabancı devletlerde propagandasını yaptırmak üzere deniz yollarının Karadeniz adlı ticaret gemisini 1926 yılında seyyar bir sergi biçiminde düzenleterek Helsinki’ye kadar bütün Akdeniz ve Atlas Okyanusu limanlarında dolaştırmıştır.

12 Haziran 1926 tarihinde İstanbul’dan demir alan Karadeniz, 12 ülkede 16 şehri ziyaret etti. 86 günde 10 bin mil yol alıp yüzbinlerce insanla karşılaşan gemi, hareketinden 3 ay sonra, 5 Eylül 1926 Pazar günü İstanbul’a döndü. 95 kişilik sergi heyeti ve memurlarının yanı sıra, 47 kişilik Riyaset-i Cumhur Orkestrası da görev aldı. Gemide 16 balo düzenlendi, hariçte 36 ziyafete iştirak edildi.  Bütün limanlarda gemiyi ziyaret edenlerin 65 bin kişiye ulaştığı tahmin ediliyor. Türk Milletini deniz sorunlarına yaklaştırmak için iki deniz subayına en büyük soyadlarını vermişti. Eski Donanma Komutanlarından Koramiral Şükrü’ye, Okan, Kurmay Binbaşı Fahri’ye, Korutürk soyadını vermişti. Bu da gösteriyordu ki, Atatürk, dünya çapındaki gelişmelerde de Donanmayı birinci araç olarak kullanmıştı. Bu konuda deniz personeline o kadar güvenmişti ki şapka devriminde verdiği özel emirle ilk önce deniz personeline şapkayı giydirmiş, bundan altı ay sonra şapka kanununu çıkarmıştır. Onun aziz na’şını taşıyan Yavuz Gemisine refakat etmek üzere, bir kaç devletin savaş gemisi göndermeleri devlete deniz yoluyla yaptığı saygınlık hizmetinin başka bir kanıtı olmuştur.

Not: Bu makalenin hazırlanmasında Afif Büyüktuğrul’un Büyük Atamız ve Türk Denizciliği adlı kitabından faydalanılmıştır.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Misafir Yazarlar

Bir bardak yaşadıklarımıza iki bardak deneyimlerimiz… Filiz TECİMEN

Bir bardak yaşadıklarımıza iki bardak deneyimlerimiz… Filiz TECİMEN Minik oyuncaklarımız içinde biraz yaprak biraz pirinç karıştırır dururduk akşam yemeği olarak. Oyun içinde büyümüşü...

Bir Bardak Pirinç... Mihrican YILDIZ

Bir Bardak Pirinç... Mihrican YILDIZ Bir şeyler yazabilmenin dayanılmaz mutluluğu Konu: BirBardak Pirinç
 İSTANBUL Hava durumu

GALERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi