DİNLEYEBİLMEK... R.Sinan AKBAŞAK


Açıklama: Dostluklar zayıflar, sevdalar tükenir, öğrenme, öğretme kavramları kaybolur, gözlerdeki pırıltı, yaşamdaki keyif, tendeki can yok olur. Kavgalar çıkar savaşlara dönüşür,şiir yazan şarkı söyleyen,resim yapan.. ya silah yapan olur, ya da silahın yok ettiklerinden. Neden? Anlatamadığımızdan ya da anlayamadığımızdan... Kars Sarıkamış'tan bir fotoğrafım ile
Kategori: R. Sinan AKBAŞAK... Köşe Yazıları
Eklenme Tarihi: 20 Mart 2014
Geçerli Tarih: 14 Aralık 2019, 19:17
Site: Gazete Tiyatroterapi
URL: http://gazete.tiyatroterapi.com/haber_detay.asp?haberID=422



 

                             DİNLEYEBİLMEK…

 

  Konuşma karşılıklı yapılan bir eylemdir. Başka bir deyişle konuşma eyleminde bir konuşan bir de dinleyen kavramı vardır. Genellikle konuşan daha etkin konumda gibi gözükür, ancak konuşmacı uygun yada ilgili dinleyici bulamadığında konuşma eylemi taraflarından birini kaybederek eylem olmaktan çıkar.

 

        Yıllar evvel konuşma eğitimi derslerimize giren hocam Toron Karacaoğlu ilk konuşmasına  “ iyi dinleme olmadıkça iyi konuşmaya olanak yoktur” sözleriyle başlamış ve daha bu ilk sözleriyle beni müthiş etkilemişti..Derslerimizin neredeyse tamamında Toron hocam konuştu bizler dinledik, dinledikçe ustaya ulaşmanın yolunun önce dinlemek ve ayrıcada onu çok iyi gözlemlemek olduğunu anlamıştık çünkü,kelimelerdeki ustalığının yanında gözlerini ellerini ve tüm bedensel devinimlerini de malzeme olarak kullanıp  dinleyeni etkisi altına alıp tüm aktardıklarının kaydedilmesini sağlayan bir sistem oluşturmuştu.

 

        Yapılan incelemeler sonucunda insanların pek çoğunun daha az konuşma daha çok dinleme durumunda bulunduğunu ortaya çıkmıştır. Eğitim ve öğretim süresince geçen yıllar bu gerçeği yeterince belirtir. Eğitim ve öğretimin başlıca iki yolu okumak ve dinlemek ise de pek çoğumuz okumayı da dinlemeyi de hiçbir zaman gereği kadar öğrenmediğimiz bir gerçektir. Sınavlardaki başarısızlıklarımız okumada ve dinlemedeki yetersizliklerimizin acı yansımalarıdır. Okuma becerilerinin geliştirilmesi konunun uzmanlarınca ve dinleme becerisi kazandırmayı da kapsayan kurslarla verilmelidir. Hocamı saygıyla anarken bir kez daha söylemek istiyorum; iyi dinleme olmadıkça iyi konuşmaya olanak yoktur. Bu nedenle iyi dinlemeyi öğrenmek hepimizi çok yakından ilgilendirmektedir.

 

      Hayatımızdan örneklerle sürdürelim sohbetimizi... Konuşuyoruz, anlatıyoruz, ya da anlatmaya çalışıyoruz. Kelimemiz yetmediğinden, konuya çok vakıf ya da hakim olamadığımızdan “şimdi ben şunu demek istiyorum “ , ”sen beni yanlış anladın” türünden bir açıklamayla devam etmek zorunda kalıyoruz. Aslında kendi dilimizi yine kendi dilimize tercüme etmeye çalışıyoruz. İnanın buda yetmiyor, örnek veriyoruz, hatta bir de fıkra anlatıyoruz. Oldu mu? Hayır… Sesimizi yükseltiyoruz. Veya ’sen de bir şey anlamıyorsun’ diyerek sertleşiyoruz.

 

      Şu meşhur sözü yineleyelim. Siz ne kadar anlatırsanız anlatın karşınızdakinin anlama becerisiyle sınırlısınız. Ama konuşmacı dinleyenlerin sınırını kavrayıp, ilgiyi yakalayınca anlama sınırını biraz yukarı doğru çekmelidir. Her iyi dinleme dağarcığa yollanmış bilgi, görgü parçacıklarıdır. Her minik yukarı çekiş bir ilerlemedir. Kolay anlaşılsın diye basite indirmek., düşündürmeden güldüren sinema , tiyatro eseri sunmak topluma saygısızlık , haksızlık ve hatta ihanettir. Her sunucu konusu ne olursa olsun iyi şey sunmakla yükümlüdür.

 

       İletişim her zaman konuşanla dinleyen arasında bilgi beceri tutum ve davranış yönünden bir etkileşimi gerektirir. Tüm iyi niyetli çabaya rağmen konuşanla dinleyenden birinde bir eksiklik bir yetersizlik gözükürse etkileşim sağlanamaz. Böyle bir durum yaşandığında dostluklar zayıflar, sevdalar tükenir, öğrenme, öğretme kavramları kaybolur, gözlerdeki pırıltı, yaşamdaki keyif, tendeki can yok olur. Kavgalar çıkar savaşlara dönüşür,şiir yazan şarkı söyleyen,resim yapan.. ya silah yapan olur, ya da silahın yok ettiklerinden.    Neden? Anlatamadığımızdan ya da anlayamadığımızdan. Aslında bu konuda hiç  bir ön yargı taşıdığımızı düşünmüyorum.Yani elimizden gelen her şeyi yapıyoruz anlaşılmak yada anlatmak uğruna da neden sonuç pek parlak değil.belki de kendi kendimizle bile yeteri kadar konuşmayıp kendimizi  bile   yeteri kadar dinlemeyip ,dinlermiş gibi yapmayı daha çok sevdiğimizdendir...  Kim bilir?

 

      Bir de birbirimizin gözlerine çok bakmadığımızın farkında mısınız? Halbuki göz teması iletişimin en önemli ve başlangıç unsurudur.Yazın misafirim olan Polonya asıllı İngiliz dostum Cesary dil bilmeyen dostlarıma; ‘bana bakarak konuş… Seni anlamam için bana şans ver…’ diyerek pek çok kavramı duygu yoluyla anlamış ve anlatmıştı... Anlatmak istediğim beden dilinden ziyade bakışın gücüdür.

 

       Tiyatro eğitiminin temel taşlarından bir bölüm de konuşabilme ve dinleme eğitimidir. Beykoz vakfı tiyatro bölümü öğrencileri her sınıfta bu eğitimi sürekli olarak alırlar. Ve neticede konuşabilen, konuştuğunu anlatabilen, dinleyebilen, dinlerken dinlediğini, ilgilendiğini, anladığını ya da anlamadığını belirtebilen, konuşanın görsel ve işitsel dilini dikkatle izleyen uyanık ve zeki bir dinleyici, değerlendiren ama yönlendirilmeyen, kısacası öğrenen ama hiçbir art niyete köle olmayacak kadar çok bilgisini kullanabilen sağlıklı bireyler olmaktadırlar.

              

      Sevgili dostlar hepinizin bildiği bir gerçeği tekrarlayarak sözlerimi bitireyim.Lütfen unutmayınız ”İşitmek dinlemek değildir” Kulağımızla işitiyor olabiliriz ama gerçekte zihnimizle  hatta  gönlümüzle dinleyelim..

                Dinleyen, dinlenen dost olmanız, dostlarınız olması dileklerimle.

                                                                                                     

 

                                                                                                                                                                                                                                                                 

                                                                                          R.Sinan AKBAŞAK