Bir avuç pirinç... Yekaterina ÇİMEN


Açıklama: Ne mutlu bize ki hafızamızı kurcalayan, bizi alıp yaşanmışlıklarımıza, sevdiklerimizin yanına götüren anılarımız var. Şöyle ki bir avuç pirinç deyince aklıma her zaman babam gelir. Yoo , yoo beraber yediğimiz pilav değil...
Kategori: Misafir Yazarlar
Eklenme Tarihi: 09 Aralık 2016
Geçerli Tarih: 22 Eylül 2017, 14:43
Site: Gazete Tiyatroterapi
URL: http://gazete.tiyatroterapi.com/haber_detay.asp?haberID=526



       Ne mutlu bize ki hafızamızı kurcalayan, bizi alıp yaşanmışlıklarımıza, sevdiklerimizin yanına götüren anılarımız var. Şöyle ki bir avuç pirinç deyince aklıma her zaman babam gelir. Yoo , yoo beraber yediğimiz pilav değil (zaten sade pilavla burada tanıştım). Çok başka bir anıdır bu.

       Babam uzun yıllar Rusya’nın Doğu Sibirya’daki Zabaykalsky Bölgesi’ndeki Chita (Zabaykalye’nin merkezi) şehrinde bir flüorit madeni çıkaran özel şirketin müdürü olarak çalışmış; böylece şirkette bütün olan bitenlerden haberdardı. Bilindiği üzere Rusya ve Çin - komşu ülkelerdir ve Chita, Çin sınırına yaklaşık 600 km uzaklıktadır. Bu da o bölgede Çin işçilerin sayısının yüksek olmasının sebeplerden biridir.

Bir gün işten güçten bahsederken babam dedi ki : ‘‘Ne yazık ki parasız, pulsuz da olsalar, çocuk çoluk sahibi olsa da olmasalar maaşlarını alır almaz kendilerini alkol satılan marketlerde bulan Rus erkeklerin sayısı nüfusun az sayılmayacak ciddi bir kısmını oluşturmaktadır. Bu yüzden hem maaşlarını beğenmeyip yüksek rakamları talep eden hem de ilk paralarını alınca bir daha işe gelmeyen Bogatyr’lerin (slav efsanelerdeki ‘şövalye’) yerine alternatif aramamız gerekiyor. İşte tam da burada Çin kardeşlerimiz yardıma geliyorlar. Gece gündüz bir avuç pirinç için çalışmaya hazırlar ve çalışıyorlar da. Daha güneş kalkmadan pirincini yiyip neredeyse hiç ara vermeden çalışırlar Çinliler.’’ Peki, Çin halkın hayatındaki pirincin yeri ne kadar büyüktür? 

       Çinliler, pirinci ‘evcilleştirip’ ve pişirip tüketen ilk olduklarını iddia ediyorlar. Son genetik araştırmalara göre yaklaşık 8-9 bin sene önce pirinç yabani bitki olmaktan çıkmıştır.

         Her öğün masalarında pirinç olurmuş. Tuzsuz pişirilir ve hem ısınmak hem de menüye çeşitlilik ve zenginlik kazandırmak adına farklı baharatlarla tatlandırılıp olmazsa olmaz olan özel kaselerden afiyetle tüketilirmiş.

Tüm Dünya insanları pirincin önemini farkındadır. Günlük hayatında, sanatın içinde, edebiyatta ve hatta dilde... Çince ‘Kahvaltı’ kelimesi birebir çevrildiğinde ‘erken pirinç’, ‘öğlen yemeği’ – ‘ öğlen pirinci‘ , ‘akşam yemeği’ ise ‘geç pirinç’ anlamına gelmektedir. Çince bu öğünlerin adları  ‘tsaofan’, ‘ufan’, ‘van fan’ dır.

           Hepimizin bildiği gibi pirincin ekildiği tarla su ile kaplı olmalıdır. Kaliteli pirinç ve iyi bir hasat elde etmek hiç te kolay değilmiş. Çünkü pirinç elle ekilir ve tarladaki su her zaman ılık olmayabiliyor (bazen sıcaklığı +5 °C’ye kadar düşebiliyormuş ). Suyun içinde yetişen pirinç kuru tarlada yetişen pirincine göre 20 kat fazla hasat vermektedir. Bunun sırrı ise fidanların suyun altında ılık kalmaları ve bir arada olmaları hayati ihtiyaçlarını sağlayan sistemi oluşturmalarında gizlidir.

          Pirinci yetiştiren dünya ülkelerin arasında birincisi – Çin’dir. Pirinçten gıda ürünleri (pide ekmeği, tatlı çeşitleri, sirke vs ) yanı sıra votka, sarı şarap üretiminde de kullanılmaktadır.

          İzninizi isteyerek, bir avuç pirincin bizi götürdüğü bu süper kısa serüveni burada sonlandırmak istiyorum. Dilerim bir gün gidip çeşitli baharatlarla tatlandırılmış zengin bir ‘pirinç’ menüsünü bizzat kendim tadabileceğim.