Bir Bardak Pirinç... Demet BAKAN


Açıklama: Tiyatroterapi kursuna başladım. Kurs Perşembe günleri… İlk gün bir gideyim memnun kalırsam devam ederim niyetindeyim aslında ve ilk gün çok keyif aldım. Şu anda 4. derse nasıl geldiğimi ve her Perşembeyi ayrı bir heyecanla beklediğimi fark ettim.
Kategori: Misafir Yazarlar
Eklenme Tarihi: 16 Aralık 2016
Geçerli Tarih: 22 Eylül 2017, 14:38
Site: Gazete Tiyatroterapi
URL: http://gazete.tiyatroterapi.com/haber_detay.asp?haberID=530






    Bir Bardak Pirinç

 

  Tiyatroterapi kursuna başladım. Kurs Perşembe günleri… İlk gün bir gideyim memnun kalırsam devam ederim niyetindeyim aslında ve ilk gün çok keyif aldım. Şu anda 4. derse nasıl geldiğimi ve her Perşembeyi ayrı bir heyecanla beklediğimi fark ettim.

  Yeni arkadaşlarla tanıştım. Daha 2. derste kaynaşmalar başladı. Her ders ayrı bir konu ayrı bir düşünce ile bazen kafam karışmadı desem de yalan olur. Birde dersin sonunda sahneye çıkma olayı var tabii… Benim hiç çıkasım gelmiyor. Yapmak isteyip de aslında ya yapamazsam korkusundan bunlar. O kadar kolay değil yaptığın hareketi arkadaşın anlayıp devam ettirmek gibi... Sinan hocamızın, ‘Haydi Demet’ komutunu duymasam yine sahneye çıkmayacağım.

  Şimdi 4. dersteyiz... Konular daha da çoğalıyor ve şunu da anladım ki sahneye ilk çıkmak daha avantajlıymış… Tam bunu atlatmışken Sinan Hocam ödev vermez mi! Konu ‘Bir bardak pirinç’ bunun hakkında bir sayfa yazmamızı istedi. Hafta sonum aklımdaki hep 1 bardak pirinçle geçti… 

Pazartesi hiç yazmak istemedim. Salı sallanır derler ama ben bu işi sallamayacağım dedim ve başladım.

 

Pirinç su içinde yetiştirilen tek tahıldır.

 

Pirinç benim çocukken Annemin dolma yapmasıydı. Karadenizli oluşumuzdan mıdır nedir? Bilmem eksik olmazdı bizden. Pirinç pazardan alınır, öyle marketten falan alınmazdı. Bunları hatırladıkça fark ediyorum ki küçük şeyler ne kadarda büyükmüş hayatımızda... Annem arada pazara götürürdü beni. Torbalara yardım için… Her tezgahta durulur seçilir ve alınırdı. Nasıl bir sabırsa benimki de öylece beklerdim tezgah başlarında. Pirinçler en son çuvalcıdan alınacak... Annem çuvalların başına geçer, eline alır bakar incelerdi benim o zamanlarda pek ayırt edemediğim pilavlık pirinçle dolmalık pirincin farkını…

4 kardeşiz. Evin ortancasıyım…  Ortanca olmak, senden bir büyük ablan varsa 1-0 öndesin demektir. Pek iş yapmasını sevmezdim. Evde iş verildiğinde nasıl kaytarılır kısmında olurdum, bu benim zeki olduğumdan ya da çokbilmişliğimden değil yapmaz, istemezdim. Bunu direk söylesem kabul etmezlerdi elbette.

Evde dolma yapılırken annem dolma içini hazırlar, bana da koca bir tepside bir kenara yığılmış dağ gibi pirinç önüme getirirdi… Bir tanesini bile ziyan etmemem de tembih edilirdi. O koca dağ dediğim pirinçten de bir kazan dolma içi olurdu. Komşular çağırılır hep birlikte sarılır ‘Pirinç de ne bereketliymiş… İyi çıktı…’ denip bir seremoni ile dolmalar sarılırdı..

 

Bunlar ne kıymetli şeylermiş hayatımızda miras kalan bizlere… Çok zenginlik yoktu, idare etmeyi, israf etmemeyi yere dökmemeyi öğrenir,  düşen ekmeği alnımıza alıp, başımıza koymazsak kıyamet kopar sanırdık. Tabakta bir pirinç tanesi bile kalsa çatalın dişlerine denk getirmeye çabalardık.

 

Piştikçe çoğalmak… Asıl mesele kıvamda olması… Yaşamak, sevmek, gitmek… Hepsi kararında olmalı, hepsi gerektiği gibi.

Hayatımızda da tane tane düşürebildiğimiz anlarımız gibi…

 

Demet BAKAN

 

 

                                               ...............................