Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Abdüssemi Yavrutürk... AKBABA'da bir karaca avı

Abdüssemi Yavrutürk... AKBABA'da bir karaca avı

Tarih 17 Şubat 2011, 13:51 Editör

Okumanın ve yazmanın yaşı yok... Misafir yazarımız 87 yaşında...
Tüm öykü kendi el yazısı, kendi imla uygulama ve kelimeleri ile yazılmış... Biz sadece ekrana aktardık...

               Akbaba’da bir karaca avı

    Sene 1956… ilkbahar ayları. O zaman biz Akbaba’dan 25, Dereseki’den de 20 kişi olarak Beykoz’daki kundura fabrikasına çalışmaya giderdik. Hiç vasıtası olmayan beş kilometrelik bu yolu yaya olarak kat ederdik. Yolculuğun iyi geçmesi için guruplar oluştururduk. Her gurubun bir sözcüsü vardı. O, geçmişlerden bahseder, bazı hikayeler anlatır, izde onları dinleyerek fabrikaya gelmiş olurduk. Pazartesi ve Salı sabahları mevzuu avcılıktı. Akbaba ve Dereseki köylüleri müşterek ava çıkarlar, Beykoz’un bütün köylerini dolaşırlar, bazen köy kahvelerinde, bazen de dağlarda sabahlar, Pazar akşamı dönerlerdi. Bizde iki gin yollarda av hikâyeleri dinlerdik.

—Avı kaldırdım… bii duman ettim… Av dere içine kaçtı… Kestirmeden önüne çıktım… biii duman daha ettim… Bu sefer üst yola çıktı… Arkasından koşup bii duman daha…
derken fabrikaya gelirdik. Avın akibeti akşama belli olacaktı.

Akşam beşte yine, anlatmaya başlarlar, Akbaba’ya geldiğimizde ancak biter, avı ya vurmuşlardır, ya da kaçmıştır. Zaten avı vurmak pek de mühim değil, avcının zevki ona tüfek atmaktır. Netice hâsıl olmuştur. Ben bu gurupların içinde her zaman Dereseki’li İlyas Ağabeyimin (İlyas Dirhem)  gurubuna katılırdım. O kadar canlı ve objektif anlatırdı ki sanki avı karşımda görürdüm.

O pazartesi sabahı, yine işe gitmek için evden çıktım. Akbaba fırınının önünde İlyas Ağabeyimi bekliyordum. Biraz sonra iki arkadaşlıyla geldiğini gördüm. Henüz av serüvenlerini anlatmaya başlamamıştı… Uzaktan beni görünce, sağ elinin işaret parmağıyla bana adeta bir tehdit savurdu, ama gülüyordu.

–Yazık ettin… dün koca karacayı elimden aldın… dedi. Ben de
– Ne karacası  Abi… ben karaca falan görmedim dedim. O anlatmaya başladı.

- Her Pazar olduğu gibi tüfeğimi alıp ava çıktım. Önce ortalık vadisine girdim, Kavak Yolu istikametinde yürüyordum. Birden kocayemişlik içinde bir hışırtı duydum… Gördüm ki kocaman bir karaca… Tam tüfeğimi kavradım, karaca Kavak Yoluna doğru kaçmaya başladı. Ben de peşindeydim… Tepeye çıkınca geri dönüp, dağ sırtındaki patikaya girdi. Akbaba istikametinde koşmaya başladı. Zaman zaman menzilime giriyordu ama yapraklı dallar ateş etmeme mani oluyordu. Bir an düşündüm bu patikanın sonu, köse Salih Ağanın ekin tarlasına çıkar ben de onu orada rahatlıkla kıstırırım dedim. Nitekim, birkaç dakika sonra karaca ekin tarlasına geldi. Birkaç adım sonrada ben oraya gelecektim ki… Sen Akbaba Sultan Camiinden öğlen ezanını okumaya başladın… Yıldırım gibi koşan karaca ezan sesini duyunca olduğu yerde durup camiye doğru döndü ve ezanı dinlemeye başladı. O zaman gördüm ki karaca  gebe ve  hem de ikiz elim ayağım kesildi… Tüfek elimden düştü. Eğer o kovalama esnasında vursaydım üç cana birden kıymış olacaktım. Karaca ezanı dinlerken ben de onu seyrediyordum… biraz evvel vurmaya uğraştığım hayvana karşı içimde bir sevgi oluşmuştu. Ezan bitti., karaca bana dönüp bir baktı.. sanki

– işte her şeyi gördün… şimdi ne yaparsan yap. Dercesine yavaş ve emin adımlarla ilk rastladığım ortalık vadisine doğru süzüle süzüle  gitti. İlyas ağabey hala dükü gördüklerinin heyecanını yaşıyordu. Bana dönüp

–Allah senden razı olsun. Tam zamanında ezana başlamanla karacayı iki yavrusuyla ölmekten, Beni de büyük bir günaha girmekten kurtarmaya vesile oldun. Bunca senelik avcıyım hiç gebe hayvan vurmadım… Şayet, bilmeyerek o karacayı vursaydım hayatın sonuna kadar onun ızdırabını çekerdim… Köse Salih Ağanın bayırında bir zaman oturdum, Yorgun ve bitkindim. Biraz dinlendikten sonra eli boş ama gönlü huzurla dolu olarak evime döndüm.
Böylece sohbet

–Avcılık can alma sanatı değil, canın kıymetini de bilebilme erdemidir. Şeklinde bitti Zaten fabrikaya da gelmiştik.

                                            Abdüssemi YAVRUTÜRK

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Misafir Yazarlar

Bir bardak yaşadıklarımıza iki bardak deneyimlerimiz… Filiz TECİMEN

Bir bardak yaşadıklarımıza iki bardak deneyimlerimiz… Filiz TECİMEN Minik oyuncaklarımız içinde biraz yaprak biraz pirinç karıştırır dururduk akşam yemeği olarak. Oyun içinde büyümüşü...

Bir Bardak Pirinç... Mihrican YILDIZ

Bir Bardak Pirinç... Mihrican YILDIZ Bir şeyler yazabilmenin dayanılmaz mutluluğu Konu: BirBardak Pirinç
 İSTANBUL Hava durumu

GALERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi