Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
SEVİYE... Vedat SINMAZ

SEVİYE... Vedat SINMAZ

Tarih 03 Ocak 2018, 16:41 Editör

...ben hiçbir oyuna kötü demem. Diyemem de... Çünkü büyük bir emek,özveri,aylarca süren provalar ve iki saat boyunca nefes almadan ortaya koyulan bir performansı yok sayamayız. Bu anlamda tüm ekibe teşekkür ederim.


    SEVİYE

 Uzun bir aranın ardından bir oyun daveti almıştım, nasıl heyecan yüklüydüm bilemezsiniz? Hop oturup, hop kalkıyor, zamanın geçmesini sabırsızlıkla bekliyordum. Eee,kolay değil, benim gibi bir tiyatrosever, Beykoz Vakfı'nın kapanmasının ardından aylar sonra ilk kez bir oyun izleyecektim.

 Hava şartları da oldukça ağırdı,hiç durmayan, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur,bir de üstüne üstlük malum İstanbul trafiği,bütün bu olumsuzluklara rağmen içimde alev alev yanan bir tiyatro ateşi beni sıcacık tutuyordu.

 Salona girdiğimizde yaşadığım tüm yorgunluğu,tüm olumsuz enerjimi üzerimden atmış,tamamen oyuna konsantre olmuştum.

Kısa bir bekleyişin ardından sonra sahne ışıkları yandı ve oyun başladı.Daha oyuna yeni yeni  konsantre oluyorduk ki,

"Carrrt" Diye bir metalik sesle irkilmemin ardından sesin geldiği yere doğru döndüğümde arka sırada oturan beyefendi görünümlü beyefendinin dizlerini uzatıp,yanımda oturan can dostumun koltuğuna dayanmasının verdiği ses olduğunu duyduk.

Can dostum, arkaya dönerek,kibar bir ses tonu ile,

-Beyefendi,lütfen dizlerinizi çeker misiniz? Dedi.

Beyefendi görünümlü beyefendi sessizce dizlerini çekti ama onun yanındaki hanımefendi görünümlü hanımefendi bizim tarafa doğru öyle bir bakışla baktı ki, o bakışın ardında " Hem suçluyuz,hem güçlüyüz". Bakışı yatıyordu. Neyse, aramızda başka bir polemik yaşanmadı ve oyunu izlemeye devam ettik. Zaten bir süre sonra da oyun arası verildi.

 Aranın hemen ardından yerlerimizi aldık ve seyre devam ettik ki, bir ön sıramızdaki beyefendi görünümlü beyefendi belli ki, yanında oturan oğluna arada patlamış mısır,çikolata, ıvır zıvır almış, bunlar başladılar çatır çutur yemeye.

Yine kibarca ikaz ettik. Tiyatroda bu tip kuruyemişlerin yenemeyeceğini,bunun tiyatro değil,sinema kültürü olduğunu söyledik.

Tabi ki,kendimiz söyledik,kendimiz dinledik. Bütün bunlar olurken iki yan koltuktaki beyefendi görünümlü beyefendi de yanında getirdiği çikolatayı bir güzel yiyip,kağıtlarını da koltuğun altına atıverdi. H ele arkadaşımın yanındaki hanımefendi!..  İçeriye getirdiği  kahvenin kokusu hem salonu sardı hem yanı başındaki bizlerin tüm dikkat sistemini felç etti. Ama  Allahı var höpürdetmiyordu...

Artık tüm konsantrasyonumuz bozulmuş,bir an önce oyun bitse de evimize gitsek diye düşünmeye başlamıştık ki zaten bir süre sonra oyun bitti.

Yol boyunca çocukluğumu düşündüm.Öğrencilik günlerimi düşündüm. Ebeveynlerimizin, öğretmenlerimizin bize öğrettiği kültür ile bu yaşanan kültürü düşündüm. Geçen zaman zarfında tüm ahlaki değerlerimizi ve toplum içindeki davranışlarımızı insana olan sevgiyi ve saygıyı kaybettiğimize bir kez daha üzülerek şahit oldum.

Kendi kendime isyan ettim. Biz bu olamayız,bu kadar yozlaşamayız,kültürel değerlerimizin ayaklar altına alınmasına seyirci kalamayız, kalmamalıyız da... Diye düşündüm. Sadece düşündüm. Düşüncemi eyleme dönüştüremedim. Üzüldüm. Çok üzüldüm.

 Oyuna gelince, ben hiçbir oyuna kötü demem. Diyemem de... Çünkü büyük bir emek,özveri,aylarca süren provalar ve iki saat boyunca nefes almadan ortaya koyulan bir performansı yok sayamayız. Bu anlamda tüm ekibe teşekkür ederim.

 Ancak, aynı iyi dileklerimi oyunun genel konsepti için söyleyemem. Tamamı repliklere dayalı oyunda sokak jargonu desem, sokak jargonu hafif kalır.Çok fazla argo kelimeler beni hayal kırıklığına uğrattı.

Benim gözümde mizah kutsaldır.Komedi kutsaldır.İncelik ister,zeka ister,espri yeteneği ister. Sokakta yürüyen bir insana çelme takıp,onu düşüşünü izleyerek gülmek mizah değildir,arkadan vurmaktır, kalleşliktir,kahpeliktir, başkalarının zayıflıklarından faydalanıp,haz almaktır.

 Ancak,çelme takmaya kalkan insan düşerse bu mizahtır. Mizahta da belli bir seviye olmalı.

Londra'da sendika temsilcisi toplu sözleşme görüşmelerine limuzin ile gelmiş,

işçiler galeyana gelip,isyan etmişler,

-Vaay satılık adam.

-Üç kağıtçı,dolandırıcı

-Sarı sendika, bizi kaça sattın? Diye yakınmışlar.

-Bitti mi? Demiş,sendika temsilcisi ve devam etmiş,

-Bizim amacımız,sizin seviyenize inmek değil,sizi bu seviyeye yükseltmek.

Bu kısa anekdottaki gibi tiyatronun da bir amacı olmalı,insanların kültür seviyelerini yükseltmesi ve her oyunun ardından verilen mesajlardan dersler çıkarılabilmesi. Biz,büyüklerimizden böyle gördük,böyle bildik.Ve beklentilerimizin karşılığında yaşadığımız hayal kırıklıkları ile evimize döndük.

Sanat,sanat içindir diyenlerden değilim, sanat toplum içindir diyenlerden yanayım. Ve tiyatro sanatının hem oyuncu hem de izleyici bazında hak ettiği yere varması dileği ile hoşça kalın.mutlu kalın.

Saygılar...


Vedat SINMAZ


                                                                 ...........................

 


Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Vedat SINMAZ

Tavuk... Vedat SINMAZ

Tavuk...    Vedat SINMAZ Demin de söyledim ya, bizde kümes içi demokrasi var. Horoz horozluğunu, tavuk tavukluğunu, piliç piliçliğini, civci...

CAHİLİN FENDİ…Vedat SINMAZ

CAHİLİN FENDİ…Vedat SINMAZ Değişik yörelerden gelen insanlar kendi kültürlerini, kendi yaşam biçimlerini uygulamaya çalışmış...
 İSTANBUL Hava durumu


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi