Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Cemal ARTÜZ ... Latin Alfabesi'nin kabulu

Cemal ARTÜZ ... Latin Alfabesi'nin kabulu

Tarih 13 Aralık 2010, 11:03 Editör

Hiçbir devrim bir günde ve bir emirle olmamıştır... hazırlık dönemleri çok doğru zamanlama ve cesaret temeli oluşturur.

Latin harfleri reformu Mustafa Kemal'e sorulur.

Cevap:'Henüz erken'

Ondan önce yapılacak çok şey var. Henüz millet olduğundan haberi olmayan bir halkla, halifenin ve saltanatın yeniden eskisi gibi güçlenmesi için uğraşanlarla...



1 Aralık 2010, Latin Alfabesi'nin kabulunun 82'inci yıl dönümü...


1922-1923


Yazıda Latin harfleri reformu Mustafa Kemal’e sorulur.

Cevap: “Henüz erken…”

Ondan önce yapılacak çok şey var. Henüz millet olduğundan haberi olmayan bir halkla, halifenin ve saltanatın yeniden eskisi gibi güçlenmesi için uğraşanlarla, dünya savaşı sırası ve öncesinde İngilizler ve diğer Avrupa devletleri ile ticari varlığını güçlendiren, şimdi de varlık mücadelesi veren, verirken de her şeyi göze alan ve hatta bağımsızlıktan bile ödün verebilen tüccarlarla, tekrar iktidara gelip de rövanşı almak isteyen İttihatçılar ile Milli Mücadele' nin yapıldığı bir dönemde, Harf Devrimi için vakit daha erkendi. Önce diğerlerinin acılarla dolu yüzyıllar içerisinde oluşturdukları ulusları gibi bir ulusu birkaç senede oluşturmak gerekiyordu. Saltanatı, hilafeti kaldırmak bile bunun yanında çocuk oyuncağıydı.

BEŞ YIL SONRA, MAYIS 1928 :

Yeni Türkiye Cumhuriyeti' nde görülmemiş şeyler yaşanıyordu. Yenilikler ardı sıra geliyordu. Bazı çevreler, çağdaşlaşma konusunda acele edildiğini ileri sürerek Mustafa Kemal' i ve hükümeti eleştiriyordu.

Muhittin Baha Bey arkadaşları ile sohbetteydi.

Konu: yeniliklerin zamansız uygulamaya geçmesi.

Muhittin Baha Bey sakin bir sesle arkadaşlarına sorar:

- Batı uygarlığı ortaçağdan çıkıp da bugünkü durumuna kaç yılda geldi?

Eleştiri yapanların eleştirilerine tasdik olacak cevap hazırdı:

- En az üç yüz yılda.

Muhittin Baha Bey yavaşça ayağa kalkar ve oturanlara tepeden bakarak,

- Bre insafsızlar! Bizim bu kadar bekleyecek vaktimiz, halimiz var mı? Tabii acele edeceğiz. Bunu idrak etmek için zekaya ihtiyaç yok!

Aynı saatlerde Mustafa Kemal İsmet Paşa' yı köşke davet eder. Her zamanki gibi çalışma odasına kapanırlar.

- İsmet, üç yıldır geçiştiriyorsun, bu gün şu yeni alfabe sorununu enine boyuna tartışalım, olumlu, olumsuz, kesin karara varalım olur mu?

- Hay hay.

Saatler geçer, Gazi, çağdaşlaşma, özellikle de milli egemenlik, demokrasi bakımından okur-yazar bir halk ile bilgisiz bir halk arasındaki büyük, derin, tehlikeli farkı somut örneklerle anlattır ve sözlerini şöyle bitirir:

- Okumayan yazamayan, yurttaş olamamış bir halkla, bu ülkeden ortaçağı yok etmeyi nasıl gerçekleştiririz? Cumhuriyeti nasıl koruruz?  Sağlıklı bir demokrasiyi nasıl gerçekleştiririz? Derviş Vahdetiler, Ali Kemaller, Damat Feritler, Şeyh Saitler bunları kolayca etkiler, bağnazlığa hurafelere, yanlışlıklara yönlendirir. Sonuç, Cumhuriyeti bile tehlikeye sokar. Bence artık halka kolay bir okuma-yazma anahtarı vermek zorundayız. Geç bile kaldık.

Odaya kapanalı yedi saat olmuştu. İsmet Paşa sakin bir tavırla Gazi' nin gözünün içerisine bakıyordu. Gazi bu bakışı tanıyordu. Neredeyse üç yıldır bu konu hakkında zaman zaman arkadaşıyla konuşmuş ve onun konu hakkındaki fikirlerini tartmaya çalışmıştı. İsmet Paşa' nın olumsuz görüşleri hep bu bakış sonrası gelmişti.

- Haklısın

Gazi bu sefer şaşırır.

- Yani?

- Yeni bir alfabe hazırlamak ve uygulamak gerektiğini kabul ediyorum. Ama uygulamada aşama aşama ve yavaş gidelim.

Gazi' nin gözleri parladı. İsmet Paşa da bu bakışı çok iyi biliyordu. Gazi gülümsedi,

- İşin o yanını ayrıca konuşuruz.


5 GÜN SONRA, 20 MAYIS 1928


Başbakanlık ve bakanlar kurulu Eğitim Bakanlığı'nın alfabe konusunu incelemek üzere bir kurulun kurulmasına karar verdi. Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Uğural, Kurul Başkanı: Falih Rıfkı Atay.

2 AY SONRA, 1 AĞUSTOS 1928


Falih Rıfkı Atay görevini başarı ile yapmış bir insanın özgüveni ile Gazi'ye raporunu sunar. Gazi elini rapor üzerinde gezdirir ve sorar:

-Yeni yazıyı uygulamak için ne düşündünüz?

Cevap hazır ve nettir. Kurul iki ay boyunca neredeyse uykusuz ve dinlenmeksizin çalışmış, bir çok fikir ayrılıkları bertaraf edilmişti. Fikir ayrılıkları sadece kurulda yoktu, toplumun az sayıdaki aydınları arasında bile ayrılıklar uçurum halindeydi. İstanbul Üniversitesinin eski hocalarından bazıları, eğer alfabe değişirse, kalemlerini kırıp tek satır bile yeni yazı yazmayacaklarını açıklamışlardı. İki ayda böylesi ayrılıklar bile bütünlüğe dönüştürülmüştü.

- Raporumuzda biri beş yıllık, biri de on beş yıllık iki öneri var.

Gazi kesin bir sesle,

- Bu ya üç ayda olur, ya da hiç olmaz. der…

Falih Rıfkı bakakalır, Gazi devam eder...

- Çocuğum, gazetelerde yarım sütun eski yazı kaldığı zaman dahi herkes bu alıştığı, bildiği yazıyı okuyacaktır. Arada, bir savaş, bir iç kriz, bir terslik oldu mu, bizim yazı da Enver' in yazısına döner. Hemen terk olunuverir.

Gazi ona inanlarla birlikte gerçekleştirdiği tüm yenilikleri, içte ve dıştaki uygulamaların başarılarını, başarı şartlarını, başarısızlıklarını ve başarısızlık sebeplerini inceleyerek ve irdeleyerek gerçekleştirmekteydi. Alfabe reformu için de bu geçerliydi.

Türkiye'de alfabe üzerine değişiklikler ve  reform önerileri 19. yüzyıl ortalarından itibaren duyulmaya başladı. Öneriler ikiye ayrılıyordu:

Osmanlıca yazısının düzeltilmesini isteyenler,
Latin alfabesinin kabulünü isteyenler.
Osmanlıca yazısının düzeltilmesini isteyenlerin başlıca gerekçesi, bu yazının Türkçe' nin ünlü seslerini ifade etmekte yetersiz kalması oluyordu.

Latin alfabesinin Türkçe' ye uyarlanması görüşü ilk kez 1860'lı yıllarda Azerbaycan' lı Feth Ali Ahundzade tarafından ortaya atıldı.

1908-1911 döneminde Latin esaslı yeni Arnavut alfabesinin benimsenmesi, Türk aydınları arasında da yoğun tartışmalara neden oluyor. 

1911'de  hocaların Latin harflerinin şeriata aykırı olduğuna dair fetvasına karşı İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Arnavut kolu Latin esaslı alfabeyi kabul ediyordu. 1911 yılında Manastır-Bitola' da Latin harfleriyle basılan ESAS adında ilk Türkçe gazete yayınlanmıştı.

Ama bildiğimiz gibi, bizim ittihatçıların ne yapacağı belli olmuyor,

1914 yılında Kılıçzade Hakkı'nın Latin harflerinin yavaş yavaş kullanılmalarını öneren ve bu değişikliğin kaçınılmaz olduğunu ileri süren beş makalenin yayınladığı Hürriyet-i Fikriye adlı dergi İttihat ve Terakki Partisi tarafından toplatıldı.

Gazi için hedef belliyken durması mümkün değildi. Belirlediği süre ÜÇ AY. Gerçekleştirmek istediği her yenilik için belirlediği süre ancak aylar ile hesaplanabiliyordu. Her yenilikte yaptığı gibi halkın nabzını yokluyordu. Önce bir kaç akşam dost toplantılarında yakın arkadaşları, sonra yeniliğe açık toplum kesimleri, sonra bilinmezler içerisinde bilmeye çalışmak. Keşke daha fazla zamanı olsaydı ama Muhittin Baha Bey'in dediği gibi, " Bre insafsızlar! Bizim bu kadar bekleyecek vaktimiz, halimiz var mı?"

İlk yoklama 8 GÜN sonra, Gülhane Parkın' daki bir eğlence gecesinde. Gazi'nin yaptığı konuşma 2 GÜN sonra gazetelere çıkar. Eğitim ailesi haberi sevinçle karşılar. Aynı gün Dolmabahçe Sarayı'na yazı tahtası kurulur,  bazı milletvekillerine ve cumhurbaşkanlığı görevlilerine yeni yazı hakkında ders verilmeye başlanır. Bundan sonra yazı tahtası Gazi'nin evindeki davetlerde, eğlencelerde, tüm yurt gezilerinde en yakın yol arkadaşı olacaktı.

Yurtta yeni yazı seferberliği başlar. Her kurum, kuruluş yeni yazının yayılması için çalışacak, bazı gazeteler yeni yazı dersleri yayımlayacaklardı. Bu reform diğerlerinden çok farklıydı. Okuma yazma oranı % 7 idi. Bu oran, alınacak reform kararı ile neredeyse % 0'a inecekti. Sadece gazeteler, kitaplar ve evraklar değil, dükkan tabelaları, tramvayların üzerindeki levhalar, sokak isimlikleri ve hatta muhtar mühürleri; yokluk içerisindeki yeni Türkiye Cumhuriyeti'nde herşey yeni yazı ile değiştirilecekti.

Devlet dairelerinde yeni yazı kursları açıldı. Diyanet Başkanı' nın kızı Süreyya Hanım gibi Cumhuriyet kadınları ev ev dolaşıp kadınlara yeni alfabeyi ve hatta okuma-yazmayı öğretmeye çalışıyorlardı.

Alfabe kurulunun çok kısa sürede hazırladığı "Yeni Türk Alfabesi" kitapçığı kapışılıyor ve tekrar tekrar basılıyordu.

Gazi'nin yurt gezileri yerel kurumlar için sorun olmuştu. Gazi her gittiği şehirde validen hademeye kadar tüm devlet görevlilerine sınav yapıyordu. Gazi'nin gezi tarihlerini bilmek altın değerindeydi. Gazi gelmeden kursları aksatanlara bir telaş düşmekte, kurs öğretmenlerine ek dersler için diller dökülmekteydi.

Gazi, Zeki Bey' e ilginç bir teklif sunar: "Harfler Marşı".  Teklifi sunduğu gece Zeki Bey köşkün piyanosunda bestesini yapar. Gazi, marşa bayılır. Ertesi gün bando meclisin önünde toplanmıştır. Yeni marşın müziğini çalmaktadır. Mustafa Kemal, meclisin bahçesinde toplanan vekillere marşın sözlerinin yazdığı kağıtları heyecan ile dağıtır ve onlarla marşı söylemeye başlar. Seyreden halka döner neşeyle

-Hadi gelin birlikte söyleyelim. Der...

Cumhuriyet o günlerde farklıdır. Yeni Cumhuriyetin, toplumun o güne kadar rastlamadığı yeni ve farklı bir cumhurbaşkanı vardır. Yeni harfler,  milletin ve vekillerinin sesleri ile Ankara Ulus meydanından tüm yurda ulaşacaktır.

Hani derler ya, “Mustafa Kemal ve arkadaşları” diye, o arkadaşların arasında Cumhuriyet için gönül vermiş ne kahramanlar vardır. Başkaları dervişlerini, şeyhlerini anmak için Cumhuriyetin başkentinde anma törenleri yaparken, Cumhuriyetin başbakanları, bakanları ve hatta Cumhurbaşkanı bu törenlerde güzel ve anlamlı konuşmalar yaparken, bu kahramanların isimleri tıpkı kendileri gibi caddelerin sokakların isim tabelalarında sessizce dururlar. Bizim gibileri de onların isimlerini sadece adres verirken zikreder.

Herşeyde eksiği olan Yeni Türkiye Cumhuriyeti' nin en büyük eksiği öğretmendi. Milli Eğitim Bakanı Necati Bey telaş içerisindeydi. Yeni alfabeyi ve okuma-yazmayı millete öğreteceklere ve öğreneceklere yeni okullar gerekmekteydi. Bugün Gazi Eğitim Enstitüsü olarak bilinen binanın ve yüzlerce "Millet Mektebi" diye adlandırılan okulların Mustafa Kemal'in belirttiği süre içerisinde bitirilmesi gerekmekteydi. Sadece bina mı? Okuma-yazma kitapları, defterler, kalemler, sıralar, kara tahtalar, tebeşirler. Bunlar bugün bizlere basit malzemeler gibi gelse de, o gün toplumun neredeyse tamamının görmediği, görse de dokunmadığı gereçlerdi ve herşey gibi onlar da yoktu ve yoktan var edilmeliydi. Necati Bey çok yorgundu, bu yorgunluğu onu hastalandırmıştı ama onu durduramamıştı. Meclis yeni Türk Harfleri ile ilgili kanunu bir çıkarabilse, onun ne yorgunluğu ne de hastalığı kalacaktı. Yaptığı insan üzeri çalışmalar ile var olan öğretmenler ve onlara ek olarak öğretmenlik yapacak bazı devlet memurları yasadan önce yeni alfabeyi öğrenmişlerdi bile.

Tam da Gazi' nin dediği gibi ÜÇ AY sonra 03 KASIM 1928' de kanun mecliste kabul edildi. Mustafa Kemal kadar Necati Bey de çocuklar gibi neşe içerisindeydi. Bu kanun ile yaptıklarının kat be katı yapacak işleri olan bir insanın bu kadar neşeli olması ancak, bugün özlemini duyduğumuz Cumhuriyet sevgisinden başka bir şey değildi. Yeni kanun ile tüm devlet işlemleri 7 ay içerisinde tamamen yeni alfabe ile yapılacaktı. Bu dev bir işti. Tüm devlet belgelerinde, dokümanlarında eski yazının ortadan kalkması, tüm basım evlerinin yeni harf klişeleri ile kendilerini yenilemeleri, daktilo makinelerinde Türk standardının oluşturulması, devlet dairelerinin isimlerinden Farsça ve Arapça isimlerin kaldırılması. Hepsi için sadece bir kaç ay. İlginç günler yaşanıyordu. İstanbul'da bazı esnaf yeni yazıyı tabelalarında eski yazı ile birlikte kullanırlar. Sabah kalktıklarında eski yazının siyah boya ile kapandığını görürler.

Bugün konuşulanlar o gün de konuşulmaktaydı. Gazeteci Nizamettin Bey,

-Bütün devrimlerimiz üstyapı devrimleri, altyapı devrimlerini yapamadık. Bütün sorunlarımızın nedeni bu, der. Der de, yanlış adama der.

Necati Bey koltuğundan doğrulur ve aydınların toplumdan ve ülke şartlarından kopukluklarından, bu kopukluklarına rağmen ahkam kesmelerinden bıkmış halde konuşur.

-Toplumsal olayları çözümlemek kolay değil dostum. Hele önyargıyla, ideolojik kalıplara vurarak gerçeği yakalamak daha da zor. Altyapı diyorsun ya, onun da bir altyapısı var. İnsan. Toplum ilkel, geri, cahil ise altyapı-üstyapı tartışmalarının ne anlamı var? Biz Cumhuriyet toplumunu oluşturmak için çabalıyoruz. Milleti ortaçağın pençesinden kurtarmaya çalışıyoruz. Uyanmış halkla birlikte kalkınmak için birçok yollar buluyoruz. Geleceği ancak böyle güven altına alabiliriz. Bence çayını içtikten sonra şöyle bir Ankara'da dolaş, sonra gel bir daha konuşuruz.

Necati Bey başarmıştı, Millet Mektepleri hazırdı. Afişler her yanda, tellallar sokakta, halkı Millet Mekteplerine çağırıyordu. Mektebin olmadığı yerlerde Valilik dahil tüm devlet kurumları kullanılacaktı. 01 OCAK 1929 da Millet Mektepleri açılacaktı ve o gün Necati Bey'in bayramı olacaktı. Basın 01 OCAK gününü "eğitim bayramı" diye adlandıracaktı.


Ve o gün geldi. 01 OCAK 1929


Gazi bu büyük gün için hazırlanıyordu, her ilde, ilçede, köyde bu gün bayram şenliği içerisinde kutlanacaktı. Gazi'nin neşesine diyecek yoktu. Tevfik Bey yatak odasına girdi ve kekelemeye başladı.

Gazi kahvesini sehpaya bıraktı.

- Söyle çocuk.

-Necati Bey'i ... Yazık ki... Biraz önce hastaneden aradılar

Ağlayarak sustu. Gazi'den duymadıkları bir feryat yükseldi.

-Hayııırr!

O da ağlamaya başladı.

O gün Mustafa Necati Uğural' ın bayramıydı. Ruhu şad olsun diye hiç bir program aksatılmadı. Harf Devrimi' nin en büyük adımı olan Millet Mektepleri törenlerle açıldı. Halkın yüksek katılımı, okunan her harf ve cümle Necati Bey için bir duaydı.

OCAK ayında, sadece bir ay içerisinde,  856.000 kişi kursa katılacak ve yeni alfabe ile ilk kez okuma-yazma öğrenecekti. İsmet Paşa, vekiller ve bakanlar ile yaptığı bir toplantıda bu müthiş devrimin nasıl yapıldığından bahsederken, Mustafa Kemal için "adeta bir baş öğretmen gibi çalıştı" diyecekti. Milli Eğitim Bakanı Necati Bey'den bahsederken de göz yaşları birikecek ve "nerede kaldı bu çaylar" diye bağırarak odadan ayrılacak, gözlerinin kızarıklığı azalana kadar da geri dönmeyecekti.

Ankara Sıhhiye semtindeki Ordu evinden başlayıp, Anıttepe' deki Polis evinde biten bir cadde var. Benim için son derece önemli bir caddeydi. Çünkü bisikletimi kaldırımlarında sürdüğüm, ilk Mister No kitabını satın aldığım, ilkokulumun üzerinde bulunduğu, çocukluğumun geçtiği bir cadde. Bu konferansı hazırlama görevini aldıktan sonra öğrendiklerimle ise artık benim için "ANLAMLI" bir cadde. O caddenin tabelası üzerinde bir kahramanın ismi yazıyor. Sessizce.

BAŞÖĞRETMEN Mustafa Kemal'in arkadaşı. “NECATİ BEY.”


Alper ÖMEROĞLU
 
 
Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Dostlarımdan...

Eğitimin Harikalar Diyarı ve Dünya Birincisi Finlandiya'nın Eğitim Sistemi

Eğitimin Harikalar Diyarı ve Dünya Birincisi Finlandiya'nın Eğitim Sistemi Finlandiya, dünyada eğitim problemini en erken çözmüş ülkelerden biri. Dünyanın en başarılı okullarından bir kısmı ...

Bir Anı...

Bir Anı... Talip APAYDIN'IN 1967 yılında yayımlanan ''Karanlığın Kuvveti'' adlı kitabında yer alan anısı, ...
 İSTANBUL Hava durumu

GALERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi