Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Tiyatroya Teşekkür... Tuğhan AKBAŞAK

Tiyatroya Teşekkür... Tuğhan AKBAŞAK

Tarih 28 Mart 2013, 12:39 Editör

1997 yılının yaz aylarında başladığım tiyatro yolculuğumun başında “devasa bir bina” gibiydim. Evet devasa bir bina… Ama sadece tek penceresi vardı bu devasa binanın… Tiyatro yolculuğuma başladığım her andan itibaren yeni bir pencere açıldı ve yeni bir güneş, ışık doğdu bu binanın içine…



Tuğhan Akbaşak'ın 27 Mart 2013 Dünya Tiyatro Günü açılış konuşması

                                  

                                  TİYATROYA TEŞEKKÜR

Bazen üstünde, bazen altında, bazen arkasında yer aldığım bu sahnede, bu sefer tiyatroya teşekkürümü sizlerle paylaşmak için buradayım.

                 
                                       

1997 yılının yaz aylarında başladığım tiyatro yolculuğumun başında “devasa bir bina” gibiydim. Evet devasa bir bina… Ama sadece tek penceresi vardı bu devasa binanın… Tiyatro yolculuğuma başladığım her andan itibaren yeni bir pencere açıldı ve yeni bir güneş, ışık doğdu bu binanın içine… Her pencere farklı bir yere bakıyordu… Farklı bir ışık alıyordu… Farklı bir manzarası vardı… Her pencere dünyaya daha farklı bakmamı sağladı; daha doğru, daha derin, daha geniş, daha aydınlık… Ve her pencere daha büyük pencereleri beraberinde getirdi… Sonra yeni katları getirdi, yeni katlar yeni pencereleri… Ve daha yenileri daha yenileri derken binanın boyutlarını ve pencerelerin sayısını sezemez oldum…

İlk pencerem 97 yazındaki çalışmalar sırasında açıldı. Kendimi tanımaya başlamıştım, neler yapabildiğimi, neler yapabileceğimi gördüm… O zamanlarda bize sadece oyun gibi gözüken doğaçlamalarımızda, pantomimlerimizde hayattan kesitler sunarken aslında ilk defa hayatı ve insanları gözlemeye başladığımı farkettim. Okulda, otobüste, içeride, dışarıda her yerde… Mesela haber anlatma ve haber sunma ödevlerimiz olurdu. Gözlemlediğimiz olayları ya da kendi yarattığımız gerçek dışı hikâyeleri sunardık. Güzel konuşma becerisini geliştirmesinin yanı sıra yaratıcılığı da amaçlıyordu.  13 yaşında olan ben, o günlerde mahkemelerde yaşanan şiddet olaylarına istinaden bir hayali haber hazırlamıştım: “Şu spor kulübü mahkemelerde yaşanan şiddet olaylarını fırsat bilerek mahkemelerde verilmek üzere hızlandırılmış karate eğitimlerine başladı”… Halen üzücü bir olay olmasına rağmen, 13 yaşındaki “ben”de yarattığı ve ortaya çıkardığı farkındalık, gözlem yeteneği yaşıtlarımın çok ötesindeydi.

İkinci penceremi yazın süren çalışmaların sonucunda sergilediğimiz “Barış Gezegeni” adlı oyunda açmıştım. Oyunun tek kötü karakterini canlandıran ben, selam sırasında yuhlanırken aslında ilginçtir ama sevinçten havalara uçuyordum. Oyun sonunda seyircilerimizi aramıza alıp eğlenirken yaşıtlarımın bile bana korku dolu gözler ile bakması aslında rolümü ne kadar ciddiye aldığımın ve bunda ne kadar başarılı olduğumun göstergesiydi… Ve diğer bir oyunda canlandırdığım bir turistle konuşmaya çalışan genç rolü için günlerce çalıştığım 5 ayrı dil, sahnede oyun gereği ve gerçekten çaldığım elektrogitar için verdiğim emek hepsi “ciddiye almanın ve emek vermenin” öğretisiydi bana. Ve sahneden aldığım bu öğreti bana tüm hayatım boyunca eşlik etti.

Üçüncü, dördüncü, beşinci, on beşinci penceremi ne zaman açtığımın artık farkına bile varamıyordum. Dedim ya her bir pencere yeni bir tanesini de yanında getirirken daha da büyüyordu… Sürekli her yerden yeni bir ışık doğuyordu. İlk defa dans ettiğim ikinci oyunumda “bedenimle” tanışmıştım. “Ben dans edemem” dediğim yıllarda kaybettiğim zamanlara inat dansı hayatıma sokmuştum ve profesyonel anlamda klasik dans eğitimi almaya başlamıştım. Eğitimime devam ederken tango ve bolero dans koreografilerini hazırladığım iki ayrı oyunda da, yıllar sonra yurtdışında resmi davetlerde ettiğim danslarda da hep o ikinci oyunumda açtığım pencere geldi aklıma… Bu kadar büyük olabileceğini tahmin bile etmeden…

İkinci oyun, üçüncü oyun, dördüncü oyun derken oyunlar, çalışmalar, kutlamalar, resitaller, balolar hep devam etti. Hep yeni ve daha büyük bir pencereyle… Haftada iki ayrı gün sahne alırken, üçüncü bir günde de müzikal oyunlarımızın birinde orkestrada “bateri” çalıyordum… Üstelik kendi yazdığım ritmi ve seremoni solosuyla ve sadece 16 yaşımda… Bütün bunlar olurken tüm hayatım daha ileriye ve daha doğruya gidiyordu. Dedim ya pencereler tüm hayatıma ışık veriyordu. 1999 yılında ilçe birinciliğini kazandığım resim dalı çok önceden açılan pencerelerimden sadece bir tanesiydi. 2001 yılında yeni başladığım Almanca dilinde, okuma ve telaffuz yarışması İstanbul birinciliğini kazandığımda jürinin tek söylediği, konuşma ve sunuş yeteneğimin çok etkileyici ve tiyatral düzeyde olduğuydu. Sonraları, yapmış olduğum sunumların profesyonelliği, yazdığım edebi makalelerin başarısı, bilim projelerinin yaratıcılığı, sınavlardaki başarılarım, özgüvenim ve karakterimle kurduğum sıkı arkadaşlık ilişkileri çevrede kanıksanır bir hale gelip sadece “O farklı, o bir tiyatrocu” demeye bırakmıştı… Okuduğum okulları da hep dereceyle bitirmiş olmam “Ee tiyatro, eğitimini, okulunu etkilemiyor mu senin?” sorularına hep anlamlı bir cevap olmuştu.      

Yeni pencereler yeni yıllar ve tecrübelerle beraber açılmaya devam ediyordu. Yardımcı yönetmen olarak görev aldığım iki ayrı çocuk oyunu, oyuncu ve müzisyen olarak yer aldığım büyük oyunları, vakıf bünyesinde İngilizce öğretmeni olarak çalıştığım yıllar beni hep sahnenin ve tiyatronun en büyük öğretisine götürdü: “Öğrenmeyi öğrenmek”… Her bir öğretinin başka birçok öğretiye yönlendirmesi, onları ortaya çıkarması… Gitar ve bateri çalmamın beni kemana, müzik eğitmenliğine, üniversitede verdiğim konserlere götürmesi; tiyatroyla başladığım sanat ve kültürde resmi, dansı, edebiyatı, heykeli, tarihi tatmam;  İngilizce ve Almanca ile başladığım dil serüvenimde yedinci yabancı dilime ulaşmam; burada aldığım eğitimin beni yurtdışında farklı dillerde tiyatro eğitmenliğine kadar götürmesi; meslek olarak seçtiğim bilim dalında makalelere ve patentlere sahip olmam, halen araştırma ve geliştirme alanımda yaptığım çalışmalar ve bugün burada karşınızda olmamın sebebi işte hepsi sahneden aldığım bu öğretinin bana en büyük hediyesi…

Bu hediyeyi bana veren benim çok özel bir insan olmam, ya da çok zeki olmam değil, ya da olağanüstü yeteneklere sahip olmam da değil… Bana bu hediyeyi armağan eden, bana öğrenmeyi öğreten, tiyatronun bir felsefe olduğunu, yaşamı ciddiye almak ve emek vermek olduğunu gösteren her şeye rağmen kapanmayan sahnemiz ve yıllardır, canla, başla ve sağlık sorunlarıyla bizim için savaşan hocamızdır… Ve bu sayede bugün burada olan küçük kardeşlerimin hepsinin benim yaşımda benden çok daha fazla pencereleri olacağından hiç şüphem yok… Hepinizin her zaman hayatınızda daha çok pencere açabilmeniz ve daha çok ışığa sahip olmanız dileğiyle, Dünya Tiyatro Günü’nüz kutlu olsun!


                                                                                  Tuğhan AKBAŞAK

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Tuğhan AKBAŞAK

Tuğhan AKBAŞAK ... Bateri Enstrümanı

Tuğhan AKBAŞAK ...   Bateri Enstrümanı Grup ve orkestrada, çok büyük bir öneme sahip olan baterist, ritim sağlayıcı konumundadır. Ayrıca, ikinci bir şef o...

Tuğhan Akbaşak Tiyatroterapi ve biz...

Tuğhan Akbaşak    Tiyatroterapi ve biz... Tiyatrotepinin ilk ogrencisi. bu gun 10 dili ust duzey konusabilen, dunyanin en onemli universitelerindelisans ve m...
 İSTANBUL Hava durumu

GALERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi