Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Kelebek Ömürlü İki Şair

Kelebek Ömürlü İki Şair

Tarih 03 Kasım 2016, 14:25 Editör

Geçmişin sisli sayfalarından ve sararmış şiir kitaplarında çıkıp bir film şeridinde yeniden hatırlanan iki nahif şair, iki şiir sevdalısı arkadaş, hayata erken veda eden iki gencecik insan, yani Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu



Kelebek Ömürlü İki Şair Arkadaş

Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu


Geçmişin sisli sayfalarından ve sararmış şiir kitaplarında çıkıp bir film şeridinde yeniden hatırlanan iki nahif şair, iki şiir sevdalısı arkadaş, hayata erken veda eden iki gencecik insan, yani Rüştü Onur ile Muzaffer Tayyip Uslu


Denize Serenad

                                               

Neyim varsa
Sana bırakmalıyım deniz.

Sende geçmeli mevsimlerim,
Sende çiçek açmalı ağaçlarım…

Sende yaşamalıyım deniz,
Asi ve hür…
Sende ölmeliyim,
Bulutlara bakarak…

Rüştü Onur, 3 Ağustos 1920 tarihinde Devrek’te dünyaya gelir. Babası bir köy öğretmeni olan Mehmet Emin Onur, annesi Fikriye Hanım’dır. Ailenin en büyük çocuğu olan Rüştü Onur, ilköğrenimini 1933’te Devrek’te tamamladıktan sonra Kastamonu’da başladığı ortaöğrenimini Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesinde sürdürür.


                                 Memnuniyet

    Benden Zarar gelmez

  Kovanındaki arıya,

Yuvasındaki kuşa…
Ben kendi halimde yaşarım,
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden…
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam,
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünyanın ortasında…

Vereme yakalandığı için 1938’de öğrenimine bir yıl ara vermek zorunda kalır, ertesi yıl tekrar okula başlasa da artık okul havasından uzaklaştığı için öğrenimine devam edemez. Okulu bırakır ve “Maliye Varidat Memur Muavini” olarak Ereğli Kömür İşletmelerinde çalışmaya başlar.


 Nasip

Nasibim dalda çocuk,

Uzan uzan dallara.
Nasibim yolda çocuk,
Düş düş yollara.

Nasibim sensin çocuk;
Seni yağmur gibi,
Bulut gibi,
Gönderen sağ olsun bana.

Hastalığının şiddetlendiği 1941-1942 yıllarını işi ve hastane arasında geçiren Onur, okuduğu lisede bir sene öğretmenlik yapan Behçet Necatigil ve yakın arkadaşı şair Muzaffer Tayyip Uslu ile birlikte bir yandan Zonguldak’ta çıkan dergi ve gazetelerde yazılar yazarken bir yandan da İstanbul’da yayımlanan Değirmen mecmuasına şiir ve yazılar gönderir.



Sen Varken

Sen Varken

Yalnız değilim bu şehirde.
Oturup konuşabiliyorum,
Hatta gezinebiliyorum,
Sokaklar boyunca
Ya sen olmasan…

Sağlığı kötüleşen Rüştü Onur İstanbul’a giderek Heybeliada Sanatoryumunda tedavi görmeye başlar. Memleketine gidip gelirken İstanbul-Zonguldak seferlerini yapan Anafartalar Vapurunda Mediha Sessiz isimli genç kızla tanışır.


İtiraf

Size açabilmeliydim içimi

Geceler yalnız size
Ve yüzüm kızarmadan
Çocukluğumun küçük aşklarını
Anlatabilmeliydim
Geceler yalnız size.
II
Benim de aşklarım oldu
Ve alabildiğine günahlarım.
Halbuki bigünah olmak istedim
Bütün ömrümce.
III
Anam,
Ben topaç çevirirken sokakta
Benim güzel oğlum
Paşa olacak derdi…
Halbuki ben hâlâ
Topaç çeviriyorum sokakta…

Mediha Sessiz Kandilli Lisesini bitirdikten sonra Karabük Demirçelik Fabrikasının açtığı memuriyet sınavını kazanarak burada bir süre memurluk yapar. Ancak Karabük’te aniden rahatsızlanan genç kız hastalığının ne olduğunu teşhis için İstanbul’a gider ve o da Heybeliada Sanatoryumunda tedavi görür.

 Şair Leyla Sokağı

                                     Payıma düşen toprak parçası

Senin de payına düşer
Ayrılık gayrılık yok
Ölüm nefesinde nasıl olsa
Amma henüz vakit erken
Daha gün
Karşı apartmanın balkonunda
Dur bakalım hele
Ben salata satayım
Şair Leyla Sokağı’nda
Sen gene koş
Bez fabrikasındaki
Tezgahının başına
Ölüm içimde
Ölüm dışımda
Ölüm talihsiz aşımda
Ölüm kuru başımda
Teselli benim gözyaşımda

Rüştü Onur, aynı sanatoryumda yatmakta olan Mediha Sessiz ile tanışır ve kısa bir süre sonra nişanlanırlar. Aynı yıl İstanbul’a giderek nişanlısının evine yerleşen genç şair nişanlısının üç ay sonra tifodan ölümü üzerine çok üzülür.


 Hülasa

Ben ölsem be anacığım

Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak,
Pardösümü bakkal
Borcuma mahsuben.

Ya aşklarım,
Ya şiirlerim ne olacak
Ya sen ele güne karşı
Nasıl bakacaksın insan yüzüne

Hülasa anacığım;
Ne ambarda darım,
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni,
Çıplak gideceğim

Durumu daha da ağırlaşan genç şair henüz yirmi iki yaşındayken Beşiktaş’ta Şair Leyla Sokaktaki evinde 2 Aralık 1942’de yaşamını yitirir, Ortaköy Mezarlığı’na defnedilir.


Nasıl geçmişti

Nasıl geçmişti günlerimiz nasıl

Esen bir step şarkısı halinde
Ve her gün bir hatıra sahilinde
Nasıl geçmişti günlerimiz nasıl

Öten kuş ki dalda muttasıl
Şarkılar getirdi bize bahardan
Uzak kaldığımız günler o yardan
Nasıl geçmişti günlerimiz nasıl

Rüştü Onur hastalığı nedeniyle yaşamının çok kısa olacağını bilerek yaşamış ve şiirlerinde de bu duyguyu yansıtmıştır. Basılı kitabı yoktur; fakat Salâh Birsel onun adına bir saygı kitabı hazırlamıştır. Bu kitapta bütün şiirleri ve hakkında yazılan belli başlı yazılar yer alır. Adı, ölümünden sonra hep kendisi gibi genç yaşta ölen şair arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu ile anılmıştır.


Öldükten sonra

Diyecekler ki arkamdan

Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan

Muzaffer Tayyip Uslu 1922’de İstanbul’da dünyaya gelir. Ortaokul yıllarını Mersin’de geçirdikten sonra, babasının Zonguldak Kömür İşletmelerine tayiniyle, yaşamının bundan sonraki kısmını bu şehirde geçirir.



Benden size

Yalnız ben mi inkâr ediyorum Allah’ı

Mevsimler benden kafir
Ya kuşlar ve ağaçlara
Ne buyurulur

Uzun söze lüzum yok
Şahidimdir
Beş parasız gezindiğim sokak
Bir zaman yaşadığıma

Ve bir hatıra olsun diye
Benden size
Hiç sıkılmadan söyleyebilirim
Sarışın kızlara bayıldığımı


Zonguldak’ta lisede okurken o da Behçet Necatigil’in öğrencisi olur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümündeki yüksek öğrenimini yoksulluk ve hastalık nedeniyle sürdüremediğinden Zonguldak’ta ağır şartlarda çalışmak zorunda kalır.




Gramer dersi

Sevmek“ bir kelimedir

“Sarı saçlı“ dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum
“Ben sarı saçlı bir kız sevdim“
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira
Zira “açlık“ da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime
“Öleceğim, ölüyorum, öldüm“
Diyeceğim bir gün

Aşkı, dostluğu, şiiri ve ölümü bu şehirde tanıyan genç şair, 03.07.1946 günü son nefesini verdiğinde sadece yirmi dört yaşındadır. İstanbul doğumlu olmasına rağmen o şehrin acı ve sevinçlerine ortak olması nedeniyle Zonguldaklı şair olarak tanınmış ve o da arkadaşı şair Rüştü Onur gibi veremden ölmüştür.



Kan

Önce öksürüverdim

Öksürüverdim hafiften,
Derken ağzımdan kan geldi
Bir ikindi üstü durup dururken

Meseleyi o saat anladım
Anladım ama iş işten geçmiş ola
Şöyle bir etrafıma baktım,
Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ

Mesela gökyüzü,
Maviydi alabildiğince
İnsanlar dalıp gitmişti
Kendi alemine

O dönem yayınlanan şiirleriyle en iyi şairlerden biri kabul edilen Muzaffer Tayyip, hayatındaki acılara karşın, gizli bir keder içerisinde yaşamanın güzelliklerini sergilemiştir şiirlerinde. Şiirlerini “Şimdilik” adlı bir kitapta toplamıştır.


Rüştü’den Gelen Mektup

-Oktay Rifat’a-

Önce bütün şairlere selam
Sonra şunu söylemek isterim
Ölüm hiç de güzel değil
Ne sabah var ne akşam

Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim

Söyle sarı saçlı daktiloya
Ben yokum artık
Vefasız dostlara hatırlat
Kimseye kalmaz o dünya

Nasıl unuturum güzeldi yaşamak
Fakat hakkı varmış Oktay’ın
“Hatıralar da dal istiyor
“Kuşlar gibi konacak“

Yılmaz Erdoğan’ın 22 Şubat 2013’te vizyona giren Kelebeğin Rüyası adlı filminde bu iki şair arkadaşın yaşam öyküleri anlatılır. Şairler bir yandan hastalık, yoksulluk, madenlerde zorunlu görev ve İkinci Dünya Savaşı gibi problemlerle uğraşırken bir yandan da mutluluk arayışında şehirler ve hikayeler arasında seyahat ederler. Her ikisinin de ruhları ad olsun…





....................................
Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Tiyatroterapi'den

Tiyatroterapi yeni döneme hazır...

Tiyatroterapi yeni döneme hazır... Beykoz Vakfında doğan ve yaklaşık 20 yıldır yaşamını bu mekanda sürdüren Tiyatroterapi bir miktar daha bireysel ç...

Anadol... Bir efsane... Ve ilk yerli Otomobil

Anadol... Bir efsane... Ve ilk yerli Otomobil Türk otomotiv tarihinde sarsılması güç bir yere sahip... 30 yılı aşkın bir süre önce üretimi sonlandırılmış olmasın...
 İSTANBUL Hava durumu

GALERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi