Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Bedri Rahmi EYUBOĞLU

Bedri Rahmi EYUBOĞLU

Tarih 21 Eylül 2010, 10:28 Editör

21 Eylül 1975 te kaybettiğimiz Bedri Rahmi Eyuboğlu nun ölümünün 35. yılı... Çok yönlü sanatçı tanımlamasına bile sığmayacak türden bir sanatçıydı

RESİMDE ŞİİR, ŞİİRDE TÜRKÜ...

BEDRİ RAHMİ

 

   21 Eylül 1975’de kaybettiğimiz Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun ölümünün 35. yılındayız.  'Çok yönlü sanatçı'  tanımlamasına  bile sığmayacak türden bir sanatçıydı kaybettiğimiz Bedri Rahmi. O koca gövdesinde bir çok sanat dalının sanatçısını taşıdı. Sadece şiir/edebiyat, resim değil heykel, seramik, vitray, mozaik, gravür, hat, serigrafi, litografi, yazma… ürün yelpazesinin içindeydiler. Ben daha çok “şair” Bedri Rahmi’yi anmak istiyorum.

    Bedri Rahmi 1913 de (bazı kaynaklar da 1911) babasının görev yaptığı Görele’de doğdu.İlköğretimden sonra Trabzon Lisesi’n de okudu.1929 da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi.Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı’dan resim,Ahmet Haşim’den estetik ve edebiyat dersleri aldı,1931 de Paris’e gitti.André Lhote atölyesine devam etti.Üç yıl kadar Amerika’da kaldı.Daha sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde Profesörlük yaptı.


Şiirlerine geçerken resim ve duvar kabartmalarından da örneklerini de sunalım


             

    “Ey Sanat! Seni bana musallat ettiler. Eğer ben de seni başkalarına musallat etmezsem ,yuf olsun bana!!!” diyen Bedri Rahmi “tutkunun” sanatçısıydı. Zeynep Oral :”Doğaya, yaşama, Anadolu’ya tutkundu.Yaşamı, coşkuyla, tutkuyla sevmeye adanmıştı;

                               " Sevmek bu dünyayı çerden çöpten

                                 Sevmek bir zerresini ziyan etmeden

                                 Sevmek,dinlenmeden sevmek…” diyordu.

    Şiirlerine, resimlerine hep bu coşku, bu tutku damgasını vurmuştur. ”diyor.

    Halk şiirinden,türkülerin,masalların,tekerlemelerin özelliklerinden yararlandı.Bize hep bilinen kelimelerle,hiç bilmediğimiz bir dille,sanki bin yıldır biliyormuşuz gibi gelen masallar,türküler bıraktı:

                               Karadutum, çatal karam, çingenem

                               Nar tanem, nur tanem, bir tanem

                               Ağaç isem dalımsın salkım saçak

                               Petek isem balımsın ağulum

                               Günahımsın

                               Vebalimsin.

                               Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan

                                …………………

                               Daha nem olacaktın bir tanem,

                               Gülen ayvam, ağlayan narımsın

                               Kadınım, kısrağım, karımsın.”


               Bu dil o kadar tanıdıktır ki,okumayız da hatırlarız sanki.


                      


   Ataol Behramoğlu’nun anlatımıyla:”Serbest bir konuşma dili edasıyla söylenmiş şiirlerinde Orhan Veli’nin ve Nazım Hikmet’in etkileri duyumsanıyor. Fakat Nazım Hikmet’in çok sonraları,1950 sonlarında yakınlık duyacağı…. Türkü şiir tadını, Bedri Rahmi’de en başlardan beri buluyoruz… Türküler, deyimler, renkler, masal dilinden esintilerle, kendine özgü ve şiirimizde örneğine çok rastlanmayan desenli bir şiir dili var. Anadoluculuğuyla  Ceyhun Atuf Kansu’ya yakın, Ama acıdan çok yaşama sevincini yazmaya yatkın, masal ve bilmece diliyle Asaf Halet’e yakın. Metin Eloğlu ve Can Yücel’de ki şaşırtmaca ve humor özelliklerini de buluyoruz Bedri Rahmi’nin şiirlerinde… Kendi döneminin ve kendinden sonraki dönemlerin bir çok şairini etkilemiş ,GENÇ KUŞAKLARIN ÇOK ŞEY ÖĞRENECEKLERİ, özgün bir şair.”

    Aşağıda ki şiir gerek adıyla,gerek anlatımıyla Behramoğlu’nun tesbitlerinin ne kadar doğru olduğunu gösterir.

 SAKAL MAKAL

YAHUT

              AFERİN OĞLUM AHMET

            BU YOLDA DEVAM ET

           Herifçioğlu Sen Mişel’de koyuvermiş sakalı

            Neylesin bizim köyü, nitsin Mahmut Makal’ı

        Esmeri, sarışını, kumralı, kuzguni siyahı

      Cebinde dört dilberin telefon numarası

  Bir elinde telefon, bir elinde kesesi

  Uyyy!...yesin oni nenesi

Yesun oni nenesi.

   Bana “şiir nedir,örnek ver “ deseler ilk ona koyacağım şiirlerden biridir;


ERİMEK

      Erimek belirsizce her şeyde

   Karışmak sulara,yıldızlara

              Sinmek kokusuna mor menevşenin

             Yanmak damar damar,nefes nefes

Yaşamak tükene tükene.

   Bu dünyada ölümlü olmaya,yaşama coşkusu ve tutkusuyla meydan okumanın şiiridir bu bana göre.

   Halikarnas Balıkçısı’nın(Cevat Şakir Kabaağaçlı) elebaşılığını yaptığı ilk ”mavi tur” teknesi”Hürriyet”in demirbaşlarındandır.Ölümünden bir yıl önce,1974 de ki gezide Fethiye Taşyaka’da ki bugün” Bedri Rahmi Koyu” diye anılan yerde,büyük bir kayanın üzerine yaptığı kilim motifli balık resmi de ölümsüzlüğün peşinde ki Bedri Rahmi’nin işidir belki de.


   Pankreas Kanseridir.Ölüme yakındır,ölümsüzlüğü ararken.Oysa ki daha otuzlu yaşlarında daha çok uzakken “sitemi” vardır,ölüme;

                                                SEVİNSİN

                                 Aldık nasibimizi hüzünden

                                 İşte geldik,gidiyoruz,sevinsin.

                                 Halbuki ne güzel başlamıştı hikaye

                                 Şerbet gibi bir gök üstümüzde.

                                 Ve bütün lezzetleriyle toprak

                                 Gözümüzde nur,dizimizde takat

                                 On parmağında on hüner vardı.

                                 Biz onun sevgili kulları

                                 Dünyasını abad eyledik

                                 Bir can verdi bize bin alır,

                                 Gideriz,gözümüz arkada kalır

                                 Sevinsin.

                                 Açın kapıları açın

                                 Gidin haber verin meleklere

                                 Can çekişip durmasın beyhude yere

                                 Elbet bir tutam ot biter üstümüzde

                                 Mezarına göre ayağını uzatır ölülerimiz.

     Ama bu geçici bir durumdur.Yaşam coçkusu,tutkusu her zaman baskındır.Nazım’ın “Yaşamak Taranta Babu…/bir çoıcuk gibi şaşarak,yaşamak” diye anlattığı çocuksu coşkuyu görürüz “Karabiber” şiirinde:

                                              KARABİBER

                İzmir’de bir ağaç gördüm

                Adı karabiberdi,karabiber

                Yaprağının ucunu ısırdım

                Tadı karabiberdi,karabiber.

                                           Bir yaşıma daha girdim

                                           Biber dediğin tuzluğa yakışır

                                           Fidesi olur fidanı olur

                                           Bir çınar boyunda karabiber

                                           İnsanın başı döner.

                                            …………………….

                  İzmir’de bir ağaç gördüm

                  Adı  karabiberdi.

                  Benim avuç içi kadar saksılarda

                  Asma kütükleri yeşerten anam

                  Bu ağacı görse sevincinden ağlardı.

                                            İzmir’de bir ağaç gördüm

                                            Adı karabiberdi.

                                            Dalını,meyvasını,gölgesini

                                            Getirdi masamıza serdi.

                    Yapraklarını görsen bayılırsın

                    Bir yazma oyası kadar ince

                    Söğüt dallarından narin

                    Saçlarının arasında dolaştığını duyarsın

                                      ncecik, biberli  ellerin.

        Bu muzip,çocuksu şiirin yazarı aynı zamanda Bursa zindanlarında “zincirlerini çürüterek,aslanlar gibi yatan” Nazım Hikmet için öfkenin ve isyanın şiirini de yazmıştır:

                                     ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR

     Sılanın ufak tefek yolları

     Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri

     Tepeden tırnağa şiir gülleri

     Yiğitim aslanım aman burada yatıyor.

 

                       Bugün efkarlıyım açmasın güller

                       Yiğitimden kötü haber verirler

                        Demirden döşeği taştan sedirler

                        Yatak diken diken yastık batıyor

                         Yiğitim aslanım aman burada yatıyor

 

                                    Bir şubat gecesi tutuldu dilin

                                    Silaha bıçağa varmadı elin

                                    Ne ana ne baba ne kız ne gelin

                                    Yiğitim aslanım aman burada yatıyor

 

                                             Ne bir haram yedin ne cana kıydın

                                             Ekmek kadar temiz su gibi aydın

                                             Hiç kimse duymadan hükümler giydin

                                             Yiğitim aslanım aman burada yatıyor

                                             Döşek melil mahzun yastık batıyor

 

                                    Mezar arasında harman olur mu

                                    Onüç yıl hapiste derman kalır mı

                                    Azrail aç susuz canım alır mı

                                    Yiğitim aslanım aman burada yatıyor

                                    Döşek melil mahzun yastık batıyor

 

        Zindanı taştan oyarlar

        İçine bir yiğit koyarlar

        Sağa döner böğrü taşa gelir

        Sola döner çırçıplak demir

        Çeliğin hası da yiğitim aman böyle bilenir

        Döşek melil mahzun yastık batıyor

        Yiğitim aslanım aman burada yatıyor

 

                 Dilinde dilimi bulduğum,gücüne kurban olduğum

                  Anam babam gibi övdüğüm

                  Dayan aslan ustam yiğitim dayan

                  Dayan hey gözünü sevdiğim

                  Bugün efkarlıyım açmasın güller

                  Yiğitimden kötü haber verirler

                                      …………………………

                               Bugün buradaysa şiirin yarın Çin’dedir

                               Bütün hışmıyla dilimiz

                               Kökünden sökülmüş bir çınar gibi yüreğimiz içindedir.

    Hepsi birer sanatçı olan Sabahattin ve Mualla Eyuboğlu’nun kardeşleri, Eren(daha önceki adı Ernestine Leibovici)  Eyuboğlu’nun eşi olan Bedri Rahmi; Yaradana Mektuplar,Karadut,Tuz,Merhaba Yeşil,Üçü Birden; Dördü Birden;Dol Karabakır Dol kitaplarının şairidir.Bunlara ölümünden sonra tüm şiirlerinin toplandığı “Yaşadım”ı(1977) ekleyebiliriz.

    21 Eylül 1975 de aramızdan ayrıldığında henüz 62 yaşında olan Bedri Rahmi, bir başka şairin(Attila İlhan) deyişiyle “Bir çok hayat çıkarmıştır, yaşamasından.”.

 

 

                                                                                                                                M.Yavrutürk


Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Portreler

Caner Eler

Caner Eler Şampiyonla aynı kaderi paylaştı... Mazeret üretmeyi seven genç dostlarım için tekrar paylaşıyorum

Reşit Galip...

Reşit Galip... Atatürk'ün Mill iEğitim Bakanlarından...
 İSTANBUL Hava durumu

GALERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi