Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Sinan AKBAŞAK... Beykoz Postası yazarları arasında

Sinan AKBAŞAK... Beykoz Postası yazarları arasında

Tarih 15 Aralık 2010, 18:46 Editör

Gazetemizin kurucusu ve yazarı Sinan Akbaşak'ın yazıları Beykoz Postası gazetesiyle eş zamanlı olarak gazetemizde...


Hoş geldiniz
15.12.2010
                                                  

   Gazetemiz Beykoz Postası ailesine her geçen gün yeni ve değerli bir isim katılıyor.  İşte bunlardan biri de Sinan Akbaşak. Beykoz’da sanat ve tiyatro deyince başarılı çalışmalarıyla ilk akla gelen isim olan Akbaşak, bu sayıdan itibaren zevkle okuyacağınız, okuduğunuzda kendinizden bir şeyler bulacağınız yazılarına başladı. Kendisine gazetemiz adına hoş geldin diyoruz…




                                                       
                           

          Detaylar...

 
    Günlük hayatımızı yaşarken detaylara özen gösteriyor muyuz? Yoksa ihmal ederek ya da aldırmadan mı yaşıyoruz. Bırak bu detayları dediğinizi duyar gibiyim… Ama hayır bırakmak istemiyorum. Detayları bırakırsak, boş verirsek çizgisizliğe, köşeleri olmayan şekilsizliğe ve hatta amaçsızlığa sürüklenmez miyiz? Böyle olunca yaşam özet haline gelerek geçen günlerimiz yaşanmış değil de yaşlanılmış hale gelmez mi?                                                                                           

  Bu tarz sorulardan çok hoşlanmadığımızı biliyorum¸ ama inanın hayatımızı detayları acımasızca ihmal ederek yaşıyoruz ve ihmal ettiğimiz detaylar yaşam kalitemizi düşürüyor. Diyebilirsiniz ki; ‘ben kendi yaşam kalitemi  düşürüyorum kardeşim sana ne’?... Öyle değil. Hepimizin yaşamı zincirleme birbirine bağlı. Diyelim ellerinizi yıkamayı sevmiyorsunuz ve ‘benden başka kimseyi ilgilendirmez’ diye düşündünüz az sonra bir dostunuza rastladınız elini sıktınız, yavrusunun yanaklarını okşadınız, başka bir dostunuz, ‘hastayım beni öpme’ dedi… ‘Bişi olmaz aaabi’  dediniz şapır şupur gittiniz, az sonraki amcaoğluna da aynı şeyi yaptınız.. Eee haliyle yakın akrabanızı öpmeden olur mu ve böylece taşıdınız mı virüsü? Şimdi düşünelim… Sizde mi kaldı tercihinizin sonucu? Hayır değil mi?

    Biraz daha detaycı olalım ve ‘bana ne kardeşim’  tarzı yaşantımızın sonuçlarına bir göz atalım. Aracınızı kaldırıma park ettiniz… Bebek arabasıyla gencecik anne geçemedi, yola indi… Sebep olabileceğiniz faciayı yaşamak şöyle dursun, yazmaya yüreğim elvermedi. Aynı şekilde hatalı park yüzünden karşı şeride geçerek, diğer araca çarpıp yaşanabilecekler sizin sorumluluğunuz olmaz mı?

   Gecenin bir yarısı canınız istedi diye mutfak tezgâhında ceviz kırarken okul servis aracı şoförlüğü yapan komşunuzun uykusunu mahvedip sabah uyanamayışının sebebi, ayrıca okula ulaşamayan onlarca çocuğun üzüntüsünün kaynağı olmaz mısınız? Kapınızın önüne ya da herhangi bir yere attığınız çöpte üreyen sineğin bir bebeğin mamasına konabileceği, üstüne basıp kayan birinin olabileceği, ‘Niye buraları temizlemedin’ diye teftişte işine son verilen taşeronun temizlik işçisinin evde çaresiz çocuklarının sebebi olabileceğiniz aklınıza gelmeli değil mi? Gelmese de düşündüğünüz olmaz mı?  Hayır demezsiniz herhalde…Yani umarım…

   Dostlar, rastlaştığımızda ‘merhaba’nın esirgenmesi nedendir bilemiyorum. Doğum gününde, herhangi bir yıldönümünde, kutlanılası bir günde verilen çiçeğin ya da hediyenin çok güzel bir şey olduğuna katılıyorum ama sebepsiz bir hediyenin, çiçeğin, ‘nasılsın’ın neden esirgendiğini bilemiyorum. Yüzlerce uyduruk mesaja  ‘hi ha ho… Çok acayiiip, iletiiin’ diye ilgi gösterdiniz de bir kelimelik ‘geçmiş olsun’ veya ‘kutluyorum’ ları ihmal etmediğinizi söyleyebilir misiniz?  Özür dilerim ama bitmedi… Her şeyden şikayet etmeye hakkınız var,  yazın, çizin, mail atın ama iyi bir şey olduğunda da kutlama mesajı, telefonu veya mesajını en azından bir teşekkürü ihmal etmeyin.

    Olumsuzlukların ışığımızı karartması normal ama güç de verebilir. Pollyanna’cılık değil karıştırmayın lütfen, ama mutfaktaki yığılı bulaşık; yiyeceğinizin ve yiyebilecek sağlığınızın olduğunun göstergesi değil midir? (Annemin yengesi Fehime Hanım’ı rahmetle anıyorum)
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk onarılan binalar tiyatro, opera binaları olmuştur bilirsiniz… Çünkü çok çalışacak insanların ruh sağlığı yerinde olmalıdır ve bu sanatsal destek ile mümkündür.  ‘Vakit mi var’ diye okumayı bıraktığımız, geç kalarak kahvaltı etmediğimiz, spor yapmayıp, hatta küçücük bir yürüyüşü bile ihmal ettiğimizde, hayatın hasarlarına karşı koyamayıp olumsuzlukların mücadelesine geriden başlarız.

   Şuna inanınız ki her detay, yaşama biraz daha güzellik katacaktır. Klasik Türk Sanat Musikisi’nin güzelliğini bir notanın altmış dörtte biri kadar küçük notalarla bezenmesinin, senfonik müziğin güzelliğini adını bile bilmediğimiz küçücük arada bir katkı veren enstrümanların sağladığı gerçeğini hatırlayınız.

  O halde tüm güzellikleri bulunduğu yerden çıkarıp sunmanız ve almanız dileğiyle…

Hoşça kalın



R.Sinan Akbaşak                        Sinan@tiyatroterapi.com


                                                                            okunma 498



Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

R. Sinan AKBAŞAK... Köşe Yazıları

Neden Yazdığıma dair... R. Sinan Akbaşak

Neden Yazdığıma dair... R. Sinan Akbaşak İnsanların farklı alışkanlıkları, beğenileri vardır. Bu kavramların oluşması karakterinizden yetişme şeklimize kada...

Her şey konuşur

Her şey konuşur Çocuklara ‘Bu kapı konuşabilir mi?’ dedim… Daha yaşları da oldukça küçük olduğundan yüzüme tuhaf tuhaf baktılar
 İSTANBUL Hava durumu


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi