Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Yapabilsek...

Yapabilsek...

Tarih 29 Mayıs 2012, 10:07 Editör

Bazı iyi diye düşündüğümüz davranışlar nedense hep sözlerde kalır. Birbirimize öğüt verir ikaz ederiz de kendimiz pek yapmayız. Keşke YAPABİLSEK...



                       YAPABİLSEK...

  Bazen kendi kendime ne kadar çok şeyi doğru yapmadan geçiştirdiğimizi düşünüyorum. O kadar çok şey kafama, kulağıma ya da gözüme takılıyor ki kendimden şüphe etmeye başladım… Sorular sorup ‘sen neden bu kadar uyumsuz, ne kadar huysuz ve aksisin’ demeye başladım… Böyle miyim acaba?


Eğer çevremde pek çok şeyi anlayamıyor, duyduklarımdan hayrete düşüyor, gördüklerimden dudaklarım uçukluyorsa bana bir kaç şey söylenebilir… Denilebilir ki sen dinozor oluyorsun… Efendi uyuma devir değişiyor sen çoook gerilerde kaldın… Yarın bizim temizlikçiyi göndereyim de kafanın örümceklerini bi alıversin sevabıma…


Belki de gerçekten bu tariflerden birine uyuyorumdur kim bilir? Yani ben, üç beş kişilik bir sohbet sırasında telefonunuz çalar ve siz bana, bize hiç aldırmaksızın on beş dakika konuşursanız hem de hepimize duyurarak ben bunu anlayamam… Bir toplantı yapılıyor ve konuşma sırası varken siz ‘bi dakka bi dakka’ diye konuya dalıp, alakasız sularda yelken açıp, boş bir fikri onlarca onlarca kelimeyle doldurabileceğinizi zanneder ve ‘bi dakkaa bitiriyorum’, bitince ne demek istediğimi anlayacaksınız derseniz, ben şimdi anlamak istiyorum kusura bakma derim ve sizi dinlemenin gereksizliğine yemin bile ederim.


O konu öyle diiil diye ortaya güreş açan bir başkasının da, bırakın konuya vakıf olmayı anlamadığı bir dilin kelimelerini kullanarak sükse yapacağını zannederek tenzih ederim (Ayırırım, ayrı, dışında tutarım) yerine tenzil ederim derse, bilmukabele (Benden de size) yerine bir mukabele hatta bir mukavele diyebiliyorsa ben bunalırım… Bilmiyorsan kullanma kardeşim. Beceremediğin bir aracı kullanmaya kalkarsan kaza yaparsın, bilmediğin kelimeleri kullanırken de kaza yaparsın. Halk arasında buna ’akım derken .okum demek’ denir.  Daha vahimini söyleyeyim mi? Mesleği yazın olan bir dostum; iyi insandır, beni çok sever ve sayar… Ayrılırken ne der bilir misiniz… ‘Bir istirhamınız var mı’? Arkadaşım istirham etmek, yalvarmak, çok rica etmek demektir. İstirham ederim denir de benden bir istirhamınız var mı dediğinizde bana yalvarıyor musunuz benden utana sıkıla istediğiniz bir şey var mı anlamı gibi bir tuhaflık oluşur. Ben bunları işitince kulaklarıma kızarım da aslında en son kızmam gereken onlar.


Çocuğundan, eşinden ya da bir yakınından bahsederken ‘bu’ şöyledir ‘bunlar’ böyledir derseniz ben mahvolurum. Eşini göstererek ‘bu iyi insandır’ demek iltifat mı olur şimdi? Ya da arkadaşlarını tanıtırken ‘bunlar arkadaşlarım’ demek… Çok tuhaf gelmedi değil mi? Çünkü alışkınız da ondan.


Farklı bir şekilden bahsetmeden geçemeyeceğim… Arkadaşım, öğrencilerim beni sorduğunda, Sinan burada yok… Ben Sinan’a söylerim gibi cümleleri kullandığına şahit oldum uzaktan… Siz bana adımla hitap edebilirsiniz ama karşıdaki kişi adına konuşurken Sinan Bey, Sinan Efendi, Sinan Öğretmeniniz gibi bir şeyler denmelidir. Yani karşıdaki kişi bana ne diye hitap etmesi gerekiyorsa o şekilde… Aman batıyorum. Bu konunun içinden çıkılmaz… Ne yapalım çıkılmazsa şarkı söyleriz, örnekler vererek daha da anlaşılmaz yapabiliriz, o da olmazsa fıkra anlatırız. Aynı anlamı taşıyan kelimeleri yineleyerek kullanma komikliğini de atlamayalım. Örneğin mesela, beraber birlikte, aman… ‘şahsen ben kendim’i unutuyorduk… O bu komikliğin şahıdır netekim(!).


Kendimizi çok da hafife almayalım. Sen kalbimin incisisin… Cümlesine metafor diyebiliyoruz. Yani söylenen başka, söylemek istenen başka gibi. Yerine başka kelime arıyoruz ‘mecaz’ çıkıyor. Doğrusu ‘eğretileme’ ama çok eğreti geliyor. Her lafa ‘açıkçası’… Diye başlayabiliyor ve açık davranıyoruz. ‘Aynen’ gibi net bir ifadeyle onaylıyoruz pek çok şeyi. Gerçi pek bi tekrar olup ahenk bozuluyor ama olsun. Ne demiştik sıkışırsak bir şey ekleyebiliriz… Bir atasözü; ‘O kadar kusur kadı kızında da olur’. Anlayacağınız kadı kızlarında bile kusur vardır… Yani kusursuz insan olmaz. Haydi, canım sende. Ne güzel mazeret ama…


Gözümüze takılanlara hiç değinmeyeyim isterseniz. Ama kendime hakim olamıyorum. Bize küçükken ‘parmağınla gösterme ayıp’ derlerdi. Şimdi koluyla gösteriyor millet. Hatta biraz alçakta kalan bir şeyi ayağıyla gösterenlere bile şahit oldum. Başkasının ekranına çöreklenip ne yazıyorsun? Diyenleri, çekmecesini çekip neler varmış burdaaa şirinliğiyle tüm mahremiyetini katledenleri… Tamam tamam kesiyorum burada.


Eda hanım, ‘Hocam nooolur uzatma… Sığmıyor’ deyip ben uzattıkça mecburen puntolar küçülüp okunamaz olmasının sebebi benim. Kesiyorum.


Kötü bir niyetim yok sadece biraz daha özenli yaşayabilsek diyorum… Olamaz mı?


İyi, sağlıklı ve sabırlı günler diliyorum.


R.Sinan Akbaşak

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

R. Sinan AKBAŞAK... Köşe Yazıları

Neden Yazdığıma dair... R. Sinan Akbaşak

Neden Yazdığıma dair... R. Sinan Akbaşak İnsanların farklı alışkanlıkları, beğenileri vardır. Bu kavramların oluşması karakterinizden yetişme şeklimize kada...

Her şey konuşur

Her şey konuşur Çocuklara ‘Bu kapı konuşabilir mi?’ dedim… Daha yaşları da oldukça küçük olduğundan yüzüme tuhaf tuhaf baktılar
 İSTANBUL Hava durumu


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi