Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Nazmiye Teyze... Vedat SINMAZ

Nazmiye Teyze... Vedat SINMAZ

Tarih 30 Temmuz 2012, 13:52 Editör

Nazmiye teyze mutluydu, huzurluydu. Bayramlarda seyranlarda çoluk çocuk aile fertleri Nazmiye teyzede toplaşıp hep birlikte hasret giderirlerdi. Günler, aylar böyle sürüp giderken



                              NAZMİYE TEYZE…

   Nazmiye teyze, mütevazi bir şekilde yaşamını sürdüren komşularımızdan biriydi. Eşi, Mümtaz amcayı kaybedeli yıllar olmuştu. Nazmiye teyzenin iki oğlu, bir kızı vardı. Nur topu gibi beş  torun sahibiydi. Mümtaz amca’nın sağlığında çocuklarını evlendirmiş, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmamak adına kendi başına, babasından miras kalan iki odalı bir gecekonduda yaşamını sürdürüyordu. Kendi emekli maaşıyla geçinmeye çalışırken, kocasından kalan maaşla da torunlarına katkıda bulunuyordu.

   Nazmiye teyze mutluydu, huzurluydu. Bayramlarda seyranlarda çoluk çocuk aile fertleri  Nazmiye teyzede  toplaşıp  hep birlikte hasret giderirlerdi. Günler, aylar  böyle sürüp  giderken, Nazmiye teyzenin kapısı çalındı. Gelen büyük oğlu Metin’di. Kısa süren hoşbeş ve kucaklaşmanın ardından Metin’in yanaklarından süzülen gözyaşları Nazmiye teyzeyi duygulandırdı.

Metin’in gözyaşlarını silerken sormadan da edemedi,

-Hayırdır evladım Metin, ne oldu sana?

-Sorma anneciğim sorma. Öyle bir belaya kaldım ki, neyse ya, seni  de  üzmeyeyim.

-Olurmu öyle şey evladım? Sen benim canımın yarısısın. Ana yüreği dayanır mı yavrum?  Anlat bakalım hele nedir durum?

-Boşver  anne, boşver… Bu konular seni de  aşar, beni de aşar.

- Oğlum, paylaşmazsan çözüm bulamayız ki. Haydi, anlat bakayım. Haydi, haydi…

- Anne, Ayşe ile ayrılıyoruz.

- Sebep?

- Sebebi  yok anne. Sebebi  yok..!

- Nasıl sebebi yok oğlum?  Sorun para mı, geçimsizlik mi, yoksa  aldatma olayı filan mı?

- (Ağlayarak) Anne… Çok borcum var anne çoook…

- Ne kadar çok? Halledebiliriz sanırım. Benim kıyıda köşede birkaç kuruş birikmişim vardı.

-Anne birkaç kuruşla olacak iş değil.

-Nasıl yani?

- Otuz bin lira borcum var anne. Bunu sana yansıtmak istemedim. Kardeşlerimle paylaştığımda hepsi yan çizdi “.O kadar parayı yerken bize mi sordun?” Dediler. Oysa ben para yemedim anne. Çocuklarımın ihtiyaçları vardı kredi kartı ile hallettim. Kış, kıyamet soğukta bırakamazdım, faturaları kartla ödedim. Çocuklar büyüdükçe masraflar da büyüdü aldığım maaş yetmez oldu. Servis ücreti,okul forması,yiyeceği içeceği,kıyafeti derken böyle oldu …

Yılsonu zam yapılacak… Patronun hesabına göre yıllık enflasyon %5 anne. Ev sahibi kiraya zam yapacak enflasyon hesaplıyor. Onun  enflasyon hesabı % 25 anne.

Marketlerin, pazarın, kasabın, mağazaların enflasyon hesabı da ,ev sahibinin hesabı gibi anne.

Devletin hesabı da patronun hesabı gibi yıllık % 5 anne.

Ben, her  ay açık vere vere bu hale geldim. Önce eş dosttan yardım istedim hepsi yan çizdi. Dar gününde kimse kimseye yirmi lira bile borç vermiyor anne. Hoş, kimseyi de suçlamıyorum ama biz aile bireyleri olarak kendi kendimizi bankaların kucağına attık anne. Kardeşimize ağız büküp boyun eğeceğimize nazımız paramıza geçer dedik kredi kartlarına ve kredilere sığındık. Sonumuz bu oldu anne.

Nazmiye teyze, bir an gözlerini kapadı. Geçmişi, kendi gençlik yıllarını düşündü. Fakirlik vardı, yoksulluk diz boyuydu. İkinci dünya savaşından henüz çıkılmış yoksulluğun yaraları sarılmaya çalışılıyordu. Aileler hep bir arada yaşarlardı. Aile içinde ayrı gayrı yoktu. Sosyal dayanışma en üst noktadaydı. Var olan, yok olanla paylaşırdı varlığını. Sonra, gelir düzeyi arttıkça ayrılıklar başladı. Tek hücreli canlıların eşeysel üremeleri gibi bölünmeler başladı ailelerde. Onsekiz yaşını dolduran her birey kendi imparatorluğunu kurmak istiyordu. İlerleyen teknoloji bunu gerektiriyordu belki, ama bizler ekonomik olarak buna hazır değildik… Diye düşündü içinden… ve Metin, anlatmaya devam ediyordu,

.

-Önceleri her şey güzeldi. Harcadığımızın % 15’ini ödüyorduk bankalara. Bu bize koymuyordu o kadar. Sonra %20’ye, sonra da % 25’e çıkardılar asgari kart ödemelerini. Hiçbirini ödeyemez olduk. Üstüne üstlük faizlerin faizleri de binince on bin liralık borç otuz bin lira oldu anne. Tabi ki bununla bitmedi. Kart limitlerimiz de tıkandı. Bu sefer bankalar tüketici kredisi teklif ettiler. Ama, alamıyorum anne. Kırmızı çizgideymişim. Bankalar bizi fişlemişler anne.  Borçlarını  ödeme güçlüğü  çekenleri  fişliyorlarmış  anne.Borç  batağına düştüğüme mi  yanayım,onurumun kırıldığına mı  yoksa yuvamın  yıkılmasına mı?

Nazmiye teyze, ağlamamak için kendini zor tutuyordu, ama ağlamamayı başardı. Ne günler görmüştü Nazmiye teyze. Hiçbir koşulda gözyaşlarını göstermemişti. Çoğu zaman yüreğine akıtmıştı ama yine de göstermemişti… Anaydı o, güçlü olmalıydı, güçlü görünmeliydi. Çevresine ve çocuklarının karşısında saygınlığını yitirmemeliydi. Öyle de yaptı Nazmiye teyze. Ağlamadı. Hatta Metin’i kapıdan yolcu ederken bile gülümseyerek;

-Üzülme oğlum hallederiz. Anan daha ölmedi. Diyordu.

Nazmiye teyze, günün ilk ışıklarıyla birlikte bankanın yolunu tuttu. Banka personeli tanıdıktı. Yıllardır her ay düzenli maaş aldığı şubede gülümseyerek karşıladılar Nazmiye teyzeyi. Çaylar içilip kısa bir sohbetin ardından  sebeb-i  ziyaretini açıkladı Nazmiye teyze.

“ Tabii” Dediler.” Olur” Dediler.” Sen bizim anamızsın. Sana vermeyip kime vereceğiz?” Dediler.

Nazmiye teyze gevşemiş, üstündeki gerginliği atmıştı. Hesaplar, kitaplar yapıldı. Alacağı otuz bin lira kredinin geri ödemesi nerdeyse iki katıydı. Ve dosya masrafı, hayat sigortası kesintisi, ıvırı  zıvırı bayağı kabarık bir meblağ tutuyordu. Tekrar geçmişi düşündü Nazmiye teyze. Eşinin emekli ikramiyesini bankaya yatırmışı, otuz bin liraya beş bin lira faiz getirisi almışlardı. Şimdi ise aynı vadede istenen faiz anaparanın iki katıydı. Şöyle derinden bir off! Çekti Nazmiye teyze ve sakinliğini bozmadan,

- Sizler bankacı mısınız yoksa tefeci mi? Bir de ülkenin en tatlı bankasıyız diye reklam yapıyorsunuz. Şeker gibi bankaymış… Adamın şekerini çıkarırsınız s

Bankada soğuk rüzgarlar esti. Gülen yüzler asıldı. “ Efendim mevzuat böyle” Dediler. Ona da eyvallah dedi Nazmiye teyze. Ve işin en üzücü tarafı altmış beş yaşını geçtiğinden akıl sağlığı raporu istediler Nazmiye teyzeden. O,akıllı kadındı. Evraklarla birlikte raporu da verdi yetkililere.

Nazmiye teyze, bir yandan işini başarmanın mutluluğu, bir yandan da onur kırıklığının burukluğunu yaşayarak bankadan ayrılıyordu. Bir yandan da gülümsüyordu. Şu hayat sigortası olayını düşünüyordu.”Amaaaan… Üç günlük ömrüm kalmış zaten şimdi cenazemde en ön saflarda bankacılarla sigortacıların kavgasını hisseder gibiyim. Ölü soyucular hepsi… Cesetlerin leşine üşüşen akbabalar gibi üşüşmüşler vatandaşın başına. Allah vatandaşı bunların şerrinden korusun” Diye, duayla birlikte kendi kendine mırıldanarak yürümeye devam etti,

-Acaba, her evladın arkasında benim gibi ana var mı? Bu yaştan sonra hala analar mı evlatları koruyacak? Vatandaşı kan emici yarasa kılığına bürünmüş bankaların elinden kim kurtaracak?

Haydi, biz geçtik gidiyoruz. Bir ayağımız çukurda, bundan sonraki nesilleri hangi ana koruyacak?

Eskiden, bizim gençliğimizde devlet ana vardı. Artık devlet ana da çağımıza uyup üvey ana olmuş. Yine de Allah zeval vermesin devlet anaya..

Nazmiye teyze artık ağlıyordu… gözyaşlarını görecek kimse kalmamış, onun da artık tutacak hali kalmamıştı.

Vedat SINMAZ


Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Vedat SINMAZ

Tavuk... Vedat SINMAZ

Tavuk...    Vedat SINMAZ Demin de söyledim ya, bizde kümes içi demokrasi var. Horoz horozluğunu, tavuk tavukluğunu, piliç piliçliğini, civci...

CAHİLİN FENDİ…Vedat SINMAZ

CAHİLİN FENDİ…Vedat SINMAZ Değişik yörelerden gelen insanlar kendi kültürlerini, kendi yaşam biçimlerini uygulamaya çalışmış...
 İSTANBUL Hava durumu

GALERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi