Gazete Tiyatroterapi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

"Samizdat" notlar... Erdem KOZAN

Tarih 09 Ocak 2013, 14:13 Editör

Kötülük hiçbir zaman olumlanmaz. Kötü olmakla övünen karakterler sadece edebi eserlerde hayat bulurlar. İnsan için kötülük değil yalan vardır

“Samizdat” notlar

 

    Kötülük hiçbir zaman olumlanmaz. Kötü olmakla övünen karakterler sadece edebi eserlerde hayat bulurlar. İnsan için kötülük değil yalan vardır. İnsanın, en çok kandırdığı kişi yine kendisidir. Kendi kendimizin oyuncağıyızdır aslında. Gerçekler yüzümüze çarptığında önce sarsıntı yaşarız. Ardından “ama” ile başlayan yalanlar serisi imdadımıza yetişir. Psikolojide buna savunma mekanizmaları denir. Delilik ile aramızdaki çizgiyi bu mekanizmalar korur.

Evet, herkes savunma mekanizmasını kullanır. Ancak bazımız çok bazımız az…

Kendisine sürekli yalan söyleyen kişiler artık öyle bir hale gelirler ki doğru ile yanlışı birbirine karıştırırlar. Kendi yalanlarına o kadar inanırlar ki doğrunun ne olduğunu unuturlar.

 

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan “Ergenekon” davasında sanıkların iddia edilen suçları işlediklerini gösterir delillerin çoğunluğunu dijital ortamlarda yer alan veriler oluşturuyor. Delillerin içerikleri, hatırlayacağınız üzere, henüz duruşmalar dahi yapılmamışken bazı gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanmıştı. Bunlarla da yetinilmemiş, sanıklar arasındaki irtibatı gösterme amacıyla birtakım fotoğraflar ‘özel haber’ damgasıyla gazetelerin ilk sayfalarını işgal etmişti.

 

    Süreç içerisinde bu dijital delillerin sanıklar tarafından oluşturulmadığını gösterir bilirkişi raporları mahkemeye sunulmuş, gazetelerde yayınlanan fotoğraflardan bazılarının montaj olduğu, bazılarında ise iddia edilen şahısların fotoğrafta bulunmadığı kanıtlanmıştır. Bu durumda tutuklu yargılanan sanıklar en azından tahliye edilmiştir değil mi? diye soruyorsunuz; ancak cevap hayır. Yıllardır “cezaevinde” (aslında tutukevi) tutuklu bulunan bu insanlar kanıtları birer birer ortaya çıkarıp özgürlüklerine kavuşmak için mücadele ediyorlar. Haklarındaki menfi delilleri tam sayfa yayınlayıp “suçlu” yargısını veren bazı gazeteler aynı deliller çürütüldüğünde üç maymunu oynuyorlar. Yıllardır süren davada halen cevap bulunamayan “Ergenekon Terör Örgütü gerçekten var mı?” sorusuna yine bazı gazeteler çoktan cevap bulmuş olmalılar ki yayınladıkları birçok haberde bu ismi itinayla kullandılar.

 

Bu dava kapsamında şimdiye kadar onlarca gazeteci tutuklandı.

    Bunlardan birisi ve en dikkat çekicisi kuşkusuz Soner Yalçın’dır.

Çünkü Yalçın, meslek hayatı boyunca devlet içerisindeki gizli yapılanmaları araştırmış, bazı faili meçhul cinayetler hakkında edindiği bilgileri kamuoyu ile paylaşmış, araştırmacı-gazeteci unvanını bu sayede almıştır. Ancak 14 Şubat 2011 tarihinde, bu gizli yapılanmaların mensubu olmakla suçlanmıştır. Absürtlükte sınır yok…

 

    Gözaltına alındığı 14 Şubat 2011 tarihinden itibaren nezarethanede, tutuklandığı 18 Şubat tarihinden itibaren de cezaevinde yaşadıklarını ve bu dava boyunca yaşananları kitaplaştırdı. Samizdat

Samizdat, Rusça bir kelime. Yazarın kendi ifadesiyle, olağanüstü dönemlerde, baskıdan-sansürden kaçabilmek için, gizlice yazılıp, basılıp, dağıtılan kitaplardır Samizdat.

Kitap, hem masumiyetin, hem meslek onuruna bağlılığın hem de gerçeklerin feryadı.

Öyle ki, çıplak gerçeklik insanın kanını donduruyor. Ülke olarak muzdarip olduğumuz ‘hastalığın’ oldukça ilerlediğini görmek, soğukkanlılığınızı yitirmenize sebep oluyor.

 

    Muhammet Yüce, Selim Akkurt ve Coşkun Çalık. Bu isimler Ergenekon iddianamesi ve onun yayın organı haline gelen bazı gazetelerde “Erzurum Suikast Timi” olarak geçtiler. İddianamede davanın halen tutuklu olan sanıkları Emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ ve Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ten talimat almak suretiyle Orhan Pamuk, Fehmi Koru, Mehmet Altan, Sebahat Tuncel, Ahmet Türk, Osman Baydemir’i öldürecekleri iddia edildi. Bu noktaya kadar telefonları dinlenen adı geçen sanıkların görüşme kayıtlarına baktığımızda gayriciddî, tutarsız, ifadelerle yukarıda ismi geçen yazar ve siyasetçilere öfkelerini dile getirdiklerini görüyoruz. Yani eldeki tek delil olan telefon kayıtlarından da ortada bir suikast timi olduğu sonucuna varmak mümkün değil. Davayı yürütenler de bunu fark ettiler. Nereden mi anlıyoruz?

 

10 Mart 2009 tarihli duruşma,

Muhammet Yüce:

Sayın Başkanım, ben Bursa’da 22 Ocak 2008 tarihinde gözaltına alındım. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirildim. Terörle Mücadele’deki sorgumda ifademi alan komiser … bana o kadar baskı yaptı ki, o kadar üzerime geldi, psikolojik olarak beni çökertti ki, ben de mecburen ifademi yarıda kestim … Daha sonra ifademi yarıda kestikten sonra savcılığa sevk edildim. Beşiktaş nezarethanesine kondum … bir polis geldi, beni savcı karşısına götürdü. Polis bana “Muhammet” dedi “senin telefon görüşmelerinde hiçbir şey yok” dedi “biz kontrol ettik” dedi “hepsi saçma sapan, tutarsız birbirini tutmayan, alakasız telefon görüşmeleri, ama” dedi “yine bunlarla sen on yıl yatarsın” dedi … İfade vermeye giderken polis soruyor , “Veli Küçük’ten Fikri Karadağ’dan talimat aldın mı?” dedi, ben de kendisine “Veli Küçük’ü tanımıyorum” dedim. “Fikri Karadağ’ı da tanıyorum ama böyle bir talimat kesinlikle olmadı, olamaz da” dedim. …Savcı konu ile alakalı bana bir iki soru sordu daha sonra dedi ki “Veli Küçük’ten veya Fikri Karadağ’dan talimat aldın mı?” dedi, ben de “hayır” dedim. “Sayın savcım Veli Küçük’ü medyadan tanıyorum” dedim. “Fikri karadağ’dan da kesinlikle böyle bir talimat almadım” dedim. Tekrar nezarethaneye geldim …Sonra beni savcılık makamına götüren polis geldi, “avukatın geldi” dedi. …nezarethane koridorunda “Muhammet bak” dedi “avukatın seni çağırmıyor, sana bir şey söyleyeceğim bu talimatı Fikri Karadağ’dan veya Veli Küçük’ten aldığını söyle” dedi. “Savcıyla görüştüm seni serbest bırakacak” dedi.(Samizdat, syf. 375-376)

Muhammet Yüce bu teklifi kabul etmemiş.

İddia makamının yüklendiği misyonu görebiliyor musunuz? Vicdanları kör eden bu kin, bu nefret nereden kaynaklanıyor?

 

Benzer bir hadise Muhammet Yüce’nin teyze oğlu Selim Akkurt’un da başına gelmiş.

Selim Akkurt:

10 Mart 2008 tarihinde Erzurum Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal tarafından Ergenekon soruşturması ile ilgili sorgulandım. İfadem sırasında savcı bana başka suçlarımın da olduğunu, “Veli Küçük ile Fikri Karadağ’ın sana talimat verdiklerini söylersen az bir ceza ile kurtulursun” dedi.(Samizdat, syf. 376)

Selim Akkurt da teklifi kabul etmemiş. Edebilirdi. Başka suçları vardı ve önüne cazip bir teklif sunulmuştu. Ama kabul etmedi. Hatta Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal’ı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikayet etmiş, Adalet Bakanı talebi reddetmişti.

Karşı karşıya olduğumuz ‘hastalığın’ ne boyutta olduğunu görebiliyor musunuz?

Hala, gerçekten içten bir şekilde “yargı en doğru kararı verecektir” diyebiliyor musunuz? Tahmin ettiğiniz gibi malum gazetelerde ‘suikast timi’, Veli Küçük ve M. Fikri Karadağ ile ilgili günlerce haberler yapılmıştı. Yüce ve Akkurt bu teklifleri kabul etselerdi kim bilir daha neler yazılacaktı?

 

Kendi yalanları içinde boğulup doğruların ne olduğunu unutanlar, bizim de kendi yalanlarına inanmamızı istiyorlar. Meslek onuruna sahip ve bu uğurda bedel ödemekten çekinmeyen gazeteciler, yalanların doğru olduğu bu ‘hastalık’ ortamında gerçek doğrunun ne olduğunu bize hatırlatıyorlar.

 

Erdem KOZAN

erdemkozan@yahoo.com

twitter.com/erdem_kozan

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Erdem Kozan

Umulmadık yerde yazılan bir yazı... Erdem KOZAN

Umulmadık yerde yazılan bir yazı... Erdem KOZAN "Bu kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya, işte o geliyor önünüze bir engel olarak dikiliyor. Umulmadık yerde yarg...

Sosyal medya kimlerin hoşuna gitmiyor... Erdem KOZAN

Sosyal medya kimlerin hoşuna gitmiyor...  Erdem KOZAN İsviçreli bilim adamları, sosyal paylaşım sitelerinin, aşırı kıskançlığa ve depresyona neden olduğunu açıklamış. Ar...
 İSTANBUL Hava durumu

GALERİ


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi